Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?

Tarih : 10 Ekim 2016

Vedat Bulut

Dr. Vedat Bulut

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?

Rant için!

Diyerek kısa bir yanıtla geçiştirilebilirdi bu soru. Ancak gerçek yanıt bundan çok daha öte ve oldukça derinlerde yatmaktadır. Bu yazıyla sizlere bir irdeleme sunacak ve yakıcı gündemin niçin bu aşamaya geldiğini aktarmaya çalışacağım.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve bağlı Tabip Odaları 6023 sayılı yasaya göre düzenlenmiş ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış bir meslek örgütlenmesidir. ‘’Türk Tabipleri Birliği Kanunu’’ kimi zaman TBMM’de, kimi zaman ‘’Kanun Hükmünde Kararnameler’’ (KHK) ile Bakanlar Kurulu’nda değişikliklere uğramıştır. Bu kanunun genel çerçevesini belirleyen 1. Maddesi ‘’…tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak,   tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur’’ lafzıyla çatı örgütü olan TTB ve Tabip Odalarını tanımlamıştır. 2011 yılında Bakanlar Kurulu tabipliğin ‘’kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak’’ tanımlamasından rahatsız olmuştur ki, bir KHK ile TTB’nin bu işlevini silmeye kalkmıştır. 2013 yılında Anayasa Mahkemesi 2013/30 K. sayılı kararı ile bu değişikliği iptal etmiştir. İlginçtir Başbakanlık e.mevzuat hizmeti sunduğu Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinde bunu halen güncellememiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir adamın iki dudağı arasına sığmayacağını bilmeyenlerin Anayasa Mahkemesi ve hukuk tanımazlığı bize yabancı bir husus değildir. Özü itibarı ile TTB ve Tabip Odalarının ve elbette Ankara Tabip Odası’nın mesleğimizin kamu ve kişi yararına uygulanmasındaki görevi devam etmektedir. Tabip Odalarına yapılan saldırıların kalkanı da bu ve buna benzer diğer yasal hükümler ve yetkilerimizdir.

Bu tarihsel süreci içerisinde 12 Eylül Darbecilerinin de hedefi haline gelmiş olan TTB ve Tabip Odaları, 1980’lerin zor koşullarında bile mücadelesini yılmadan örmüş, yargı ve baskılara direnmiştir. Türkiye’de ‘’İdam Cezası’’ nın kaldırılmasındaki rolü tartışılmazdır. TTB o dönemin kanunlarında, bu ceza gerçekleştirilmesi süresinde, hekimin de idam sehpası yanında hazır bulunması gerektiği için, hekimlerin idam sehpaları önünde görevlendirilemeyeceği ilkesiyle, yaşam için, sağlık için görev yapan meslektaşlarından cellatlara asistanlık yapmaya kalkacak olanları evrensel hekimlik ölçüleri içerisinde TTB Disiplin Yönetmeliği’ne uygun bir şekilde soruşturup cezalandıracaklarını bildirmişlerdir. Dönemin TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Nusret Fişek ve MK Üyeleri bu girişimleri nedeni ile yargılanmışlar ve beraat etmişlerdir. Onların bu çabaları sonucunda 1984 yılından bu yana ‘’Ölüm Cezası’’ uygulanamaz olmuş, o dönemde TBMM’de onay bekleyen kesinleşmiş ölüm cezası kararları tozlu raflarda kalmıştır. Nihayetinde AB uyum paketleri içerisinde yer alan ek protokollerle ‘’Ölüm cezasının kaldırılması’’ kanunlar ölçüsünde 2000’li yıllarda gerçekleşti. O yıllar siyasi ve kapitalist çıkarları için AB rüzgarını arkalarına alarak, Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz, statükoyu ve askeri vesayeti kaldıracağız söylemlerini gerçekleştirenler artık yok gibiler ya da yok hükmündeler. Yeni statüko ve vesayetin sahipleri artık on yılda, yılda, bir ay içerisinde düşüncelerini değiştirmiyorlar. Saatler içerisinde bile kendileriyle çelişen açıklamalarıyla basında ve kamuoyunda boy gösteriyorlar. Kandırıldık diyenler aslında kitleleri kandırıyorlar. Artık dillerinde ‘’demokrasi’’ lafı iğreti durmaktadır. Adaletten bahsedenler adaletten uzaklaşmış, kalkınmadan bahsedenler ekonomik buhranın eşiğine gelmişlerdir. Üretime dayanmayan ve sermayenin emirleri doğrultusunda sıcak para ile dönen bir ekonomi, demokrasi çerçevesine uymamaktadır. Tıpkı 24 Ocak 1980 kararlarına demokrasi elbisesi dar geldiği için 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleşmiş, demokrasimiz üniformaya layık görülmüştür. 15 Temmuz FETÖ/PDY ve işbirlikçileri çetesinin gerçekleştirdiği demokrasi karşıtı darbe başarılı olsaydı, meslek örgütleri hedef olacaktı, ülkenin ilerici aydınları yine çileler çekecekti, emek değersizleştirilip ve sendikalar kapatılıp insanımız hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılacaktı, FETÖ/PDY hedefindeki kitlelerin imhası sağlanacaktı. Ne yaman sorudur yanıt bekleyen şu soru:

Peki şimdi farklı gelişmeler mi var?

Türkiye darbeden beslenen yeni bir postmodern cihad darbesi ile karşı karşıyadır.

Gözden kaçan ayrıntı tam da darbe günü TBMM’de kabul edilen 6728 sayılı ‘’YATIRIM ORTAMININ İYİLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN’’ başlıklı yasamanın yapılmasıdır. Ve tabi ki bu da torba yasalardan biriydi. Aslında ne tesadüftür ki bu kanun ta o gün TBMM’de onandı ve bu kaotik süreçte gözlerden ırak kaldı. Bu kanunun tamamı uzmanları tarafından kuşkusuz iyice incelenecektir. Bu kanunda evraklar hükmünden dijital verilere geçenler, katı fazdan buhar fazına hazırlamaktaydılar kapitalistlerin şirketlerini… Gerçi bu ülke evrak yangınlarıyla da meşhurdur, lakin bu kez hızla buharlaşmaya gereksinimleri vardı. Seçim sisteminden (SEÇSİS) yargılama sistemine (UYAP) toplum dijitalleşmiş uygarlığın eşiğine gelmişti, ama servetler ne olacaktı? Hani şu halkın boğazından, geçmişinden ve geleceğinden, toprağın altından üstünden çalınan, hortumlanan servetler…

Bu sözü edilen kanunda damga vergilerinden ve gereksiz kayıtlamalardan çıkarılan savunma, güvenlik veya istihbarat alanlarında satış ve bakım/onarımlar ne anlama gelirdi? ‘’Yap-İşlet Modeli çerçevesinde yapılacak yatırım projelerini üstlenen tam mükellef firmaların yapacakları hizmet ve faaliyetler’’e vergi muafiyetleri getirmenin acaba ‘’Sağlık Kampüsleri’’ ile ilgisi olabilir miydi? Hani şu üzerinden geçmediğimiz köprüye vergilerimizden/hazineden aktardığımız mali kaynak gibi, yatmadığımız hastanelere %75 doluluk oranı sözleşmeleri ile yine mali kaynak aktaracağımız gerçeği gibi… Ne yaman servet transferidir emekçilerden alınan ve oligark sermaye çevrelerine aktarılan…

Bu yasa serveti olanları koruyan, emekçileri sömürecek olan bir yasadır. Ve herkesin bilmesi gereken bu kanunu komisyonlar için hazırlayan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) denen bir kuruluştur. Yatırımlarla ilgili görev ve sorumluluğu bulunan Bakanlar ile TOBB, TİM, TÜSİAD, YASED, MÜSİAD ve DEİK gibi sermayenin temsilcileri olan bu kurulda tek bir emekçi örgütü yoktur. Yani İşçi ve Memur sendikaları, Meslek Örgütleri, Emeklilerin STK’ları gibi emekçilerin görüşlerine gereksinim yoktur bu kurulda. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’ye mi soracaklar? ‘’Yatırım Ortamını İyileştirecek’’ olanlar sermayenin sahipleridir, üretim araçlarını ellerinde tutanlar… Görüldüğü gibi öyle sermayenin mavisi yeşili de yoktur, TÜSİAD ve MÜSİAD kucak kucağa ortamı iyileştirmektedirler emekçiler için…

İşte bu nedenle darbe fırsatçılığı içerisindeler ve meslek örgütlerine saldırmaktadırlar. TTB’ye TMMOB’a saldırmalarının nedeni budur. Düşünenler ve perde arkasını görenler susturulmalı ve hatta yok edilmelidir. Yoksa idam mı edilmelidir? Ya idama yine karşı çıkarsa bu TTB… Derin endişedir kimilerinde…

Bu saldırılardan nihayet Ankara Tabip Odası da etkilenmiştir. Hekimlik değerlerini her şeyin üzerinde tutan ve daha 30 Eylül akşamına kadar hastaları için koşuşturan Dr. Benan Koyuncu, nöbete gittiği akşam Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörlüğü tarafından açığa alınmıştır. Gerekçesi kerameti oldukça büyük olan ve cadı avının sihirbaz çubuğuna dönüşen 667 sayılı KHK’dir. Dr. Benan Koyuncu Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi olması nedeni ile hedef seçilmiştir. Buradan hareketle ve ilişkilendirmelerle Ankara Tabip Odası susturulmak istenmektedir.

Yine tesadüf olmayan diğer gelişme, yandaş basın ve güya sol maske takmış çakma örgütlenmelerin eş zamanlı olarak TTB, İstanbul Tabip Odası ve Ankara Tabip Odası’nı hedef alan yayın ve söylemleridir. Bu tür söylemlerde yer alan haksız itham ve iftiralara karşı hukuki haklarımızı koruyacağız ve faillerin cezalandırılmalarını sağlayacağız. Bizler jurnalci entelijiyans söylemlerini ustalıkla tespit eder ve gereğini yaparız. Bu tür faillerin siciline emek düşmanlığı ve kapitalizme hizmeti işleyeceğiz.

Tekrar başa dönecek olursak ‘’Hekimlerin Meslek Örgütlerine Niçin Saldırmaktalar?’’ sorusunun yanıtı aslında yine basittir.

Rant için!

 

 

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler