İşkence, kötü muamele ve İstanbul Protokolü

Tarih : 15 Ağustos 2016

burhanettin kaya foto

Dr. Burhanettin Kaya

Hekim Postası Yayın Kurulu Üyesi

Hekimlik yaşamım süresince,  psikiyatri uzmanı olduğum dönemde daha yoğun biçimde olmak üzere bir insan hakları savunucusu olarak işkence ve kötü muameleye karşı durmaya yönelik bir çaba sergiledim. Genel olarak şiddete karşı duruşumun özgün bir örneğiydi siyasal şiddetin bir insanlık suçu olan bu biçimi. Bir ay sonra 36. yıldönümünde Türkiye’nin yeni gündemiyle birlikte tartışacağımız 12 Eylül askeri darbesi ve faşizminin en can alıcı gerçeklik yaptığı bir şiddet biçimi.  Sadece işkence görenler değil, mağdurların yakınları da bu travmadan yüksek oranda payını almıştı. Gözaltı süreçlerinde başlayan ve Diyarbakır’da, Mamak’ta, askeri ve sivil cezaevlerinde katmerlenen, her cezaevinde kendine özgü isimler edinen işkence. Öyle ki, 12 Eylül’ün hüküm sürdüğü 36 yıl boyunca ülkenin gerçeği olmaya devam etti. Hiç bitmedi. Azaldı,  arttı,  biçim değişirdi, yöntem değiştirdi. İnsan hakları savunucuları işkencenin kanıtlarını saptadıkça işkenceciler tarafından daha rafine işkence yöntemleri üretilmeye başlandı. İşkencenin yapıldığı yerler değişti.

İnsan hakları örgütlerinin ve savunucularının yaptığı mücadele ile işkencenin kamuoyu tarafından duyulması, işkencenin belgelenmesi,  cezasız kalmaması,  ulusal ve uluslararası hukukta işkence ve kötü muameleye karşı değişiklikler ve gelişmeler yaratma, işkencenin tıbbi, fiziksel ve ruhsal sonuçları konusunda araştırmalar yapma,  bilgi alanını genişletme,  işkence mağdurlarına psiko-sosyal,  hukuksal destek verme,  yaraları sarma ve onarma konusunda önemli adımlar atıldı. Kazanımlar oldu. İğne ile koca bir duvarı yıkmaya çalışan bir direncin sabrıyla kimi zaman.  Ulusal ve uluslararası alanda etkinlik gösteren insan hakları örgütlerinin, meslek örgütlerinin ortaklaşmacı çalışmasıyla kimlik bulan bu kazanımların hiçbir olağanüstü durumda kaybedilmemesi gereken,  aslında uluslararası hukuk penceresinden de bakıldığında kaybı mümkün olmayan kazanımlar olduğu unutulmamalıdır. İstanbul Protokolü olarak adlandırılan,  adının İstanbul olmasına rağmen Türkiye’nin en son onayladığı, işkence ve kötü muamelenin fiziksel ve ruhsal delillerinin saptanması ve raporlanmasına izin veren Birleşmiş Milletler metni bunun en önemli örneklerinden biri.

Türkiye çok önemli, bir badireyi atlattı. Ama atlatılan bu badirenin demokratik bir ülke yaratmak için değerlendirildiğini söylemek zor. Bunun çoğulcu bir demokratik yaşamı oluşturmak için önemli bir dönüm noktası olduğu gerçeğinden giderek uzaklaşıldığını görüyorum. Bunun yanında oluşan yeni olağanüstü hukuk sisteminin bu olağanüstü durumun tanımlanan dayanaklarının ötesinde bir cadı avı,  muhalefeti etkisizleştirme aracına dönüştüğünü görüyorum. Tüm uyarı, eleştiri ve yapılan belirlemelere rağmen. İnsan haklarının askıya alındığı bu süreç özellikle işkence ve kötü muamelenin 1980’i izleyen ilk yıllar ve 90’lı yıllardaki görünümüne doğru evirilme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Bunun örnekleri var. Basına yansıyan haberlerden hekimlerden istenen darp ve cebir raporlarına kadar birçok önemli örnek. Bu süreçte 2009’da İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Adli Tıp Kurumunun proje sahibi olduğu, Türk Tabipleri Birliğinin eğitimlerini gerçekleştirdiği 4000 hekim ve 1500 hâkim ve savcının eğitildiği “Adli Tıp Uzmanı Olmayan Hekimler, Savcı ve Hâkimlerin İstanbul Protokolü Bilgi Düzeyini Yükseltme Eğitimi” sonucu resmi değerlendirme aracı kimliği kazanan İstanbul Protokolünü hatırlatmak, vurgulamak ve kullanmak gereklidir. Bu hem hukuki hem de etik bir gerekliliktir.

Sorumluluk, kişinin kendine ve başkalarına karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi zorunluluğudur. Böyle tanımlanıyor sözlüklerde. Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, mesul olması olarak.

Ülkenin yöneticilerinin, siyasilerinin ve aslında toplumun tümünün çağdaş, özgür, eşit, laik,  demokratik, insan haklarını temel değer ve erdem olarak üreten, yaşama geçiren çok renkli, çok kültürlü ve daha birçok insancıl evrensel değeri içeren bir ülke ve dünya kurmaya karşı sorumlu olduklarını hatırlamaları, bilmeleri bu sorumluluklarını yerine getirmeleri bir hekim, bir insan hakları savunucusu olarak talebimiz,  beklentimiz ve bunu sağlamak mücadele alanımızdır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler