Darbe, OHAL uygulaması ve sağlığımız

Tarih : 15 Ağustos 2016

Vedat Bulut

Dr. Vedat Bulut

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen demokrasi karşıtı darbe, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan partiler ve pek çok demokratik kitle örgütü yanı sıra Ankara Tabip Odası tarafından lanetlenmiş  ve demokrasi isteği çok güçlü biçimde toplum tarafından dile getirilmiştir. OHAL ilan edildiği tarihte bu kalkışma nedeniyle 246 vatandaşımız hayatını kaybetmişti ve 1536 vatandaşımız yaralanmıştı. Demokrasi için yaşamlarını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine başsağlığı ve yaralılarımızın en kısa sürede sağlıklarına kavuşması dileklerimizi Ankara Tabip Odası adına iletiyoruz.

OHAL uygulamalarının toplum ve birey sağlığına yönelik etkilerinin dikkate alınması gereklidir.15 Temmuz’da yaşanan olaylarda sıcak çatışma bölgelerinde bedensel ve psikolojik travma yaşayan vatandaşlarımızın tedavisi ve bedensel/ruhsal rehabilitasyonunu sağlamada hekimlere önemli görev düşmektedir. Bu konuda hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarının emekleri takdir edilecek düzeydedir. Türkiye Psikiyatri Derneği’ne (TPD) psikososyal destek sağlamak ve meslektaşlarımızı bu yönde bilgilendirmek üzere yaptığı çalışmalar için minnettarız.

15 Temmuz kalkışmasının ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde MGK toplantısı sonrasında OHAL uygulamasının hükümete tavsiye edilmesine karar verildi. Sayın Cumhurbaşkanımız bu kararı basına açıklarken “Bu uygulama kesinlikle demokrasiye, hukuka ve özgürlüklere karşı değildir, tam tersine bu değerleri koruma ve güçlendirme amacına yöneliktir’’ cümlesini kullandı.

Türkiye’de 3 ay süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesi ile ilgili Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda 115’e karşı 346 oyla kabul edildi. 2011 yılında kamu görevlilerinin mali haklarının düzenlenmesi amacıyla 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 666 karar sayılı Kanun Hükmünde Kararname’den (KHK) 5 yıl sonra KHK’larla yönetildiğimiz yeni bir döneme girildi. 23 Temmuz 2016 tarihinde 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 karar sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’’ ile 35 hastane, 949 eğitim-öğretim kurumu, 109 öğrenci yurdu, 104 vakıf, 1125 Sivil Topum Kuruluşu ve 2 konfederasyonun çatısı altındaki sendikalar kapatıldı. 27 Temmuz 2016 tarihinde 29783 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 668 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’’ ile  yerel ve ulusal ölçekte olan toplam 131 adet basın-yayın kuruluşu kapatıldı. 31 Temmuz 2016 tarih ve 29787 sayılı Resmi Gazetede ise 669 sayılı KHK “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” başlığıyla yayımlandı. Askeri liseler kapatılarak Milli Savunma Üniversitesi kuruldu, İmam-Hatip Lisesi mezunlarının Harp Akademilerine girişi sağlandı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) ve Asker Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri gerçekleşti.

Bakanlar Kurulunun hangi verilerle hareket ettiği ve OHAL kapsamındaki yetkilerini hangi yasal ölçülerde kullandığını kuşkusuz siyasal partiler ve hukuk kurumları tartışacaktır. Ancak bütün uygulamaların Sayın Cumhurbaşkanımızın “Bu uygulama kesinlikle demokrasiye, hukuka ve özgürlüklere karşı değildir, tam tersine bu değerleri koruma ve güçlendirme amacına yöneliktir’’ cümlesi ile bağdaşmadığı, toplumun önemli bir kesimini mağdur ettiği ve Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerini değiştirmeye matuf girişimler olduğunu görebiliyoruz.

Hekimler olarak sorunun temel kaynağını görmeden hastalığın tedavisinin yapılamayacağını bilenleriz. FETÖ/PDY Terör Örgütünün yapılanmasının ve devletin kılcal damarlarına nüfuz etmesinin yoğun yaşandığı 2003-2013 yılları arasındaki dönemin yöneteni sorumluluğunu taşıyanların garip bir şekilde Allah’ın ve milletin affına sığındığı dönemde, hukuka, demokratik eğilimlere ve özgürlük anlayışına aykırı girişimlerin mağdur ettiği ve edeceği kitlelerin bir kaos yaratacağını öngörüyorum.

Bu uygulamaların meslektaşlarımıza ve sağlığa yönelik yansımaları Ankara Tabip Odası tarafından bu kapsamda değerlendirilmiştir. Kapatılan sağlık kurumlarında çalışmakta olan hekimler ve diğer sağlık personelinin akıbeti ile ilgili herhangi bir tatmin edici bilgilendirme henüz yapılmamıştır. Bu belirsizlik ortamında varlığına son verilen kurumlarda çalışmakta olan hekimler işsiz kalmakla yüz yüze gelmişlerdir ve mesleki gelecekleri konusunda haklı kaygılar taşımaktadırlar. Bu kurumlarda çalışan meslektaşlarımızın açık mağduriyetleri söz konusudur. Bu kurumlardaki hekimlerin ve sağlık personelinin tamamının FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi olarak damgalanması ve mağdur edilmesinin hukuk devleti ile ve demokratik ilkelerle örtüşmesi olası değildir. Kamuda çalışan bireylerle ilgili olarak Bakanlar Kurulu tarafından geliştirilen FETÖ/PDY Terör Örgütü üyelerinin tasfiyesi ile ilgili 10 temel kriterin bazı maddeleri esneklik içermekte ve hükümet politikalarını eleştiren bireylerin ifade özgürlüğünü kısıtlayan öğeler bulundurmaktadır.

Başbakan Yardımcımız Sn. Numan Kurtulmuş OHAL kapsamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi çerçevesinde sözleşmenin askıya alınacağını söylemiş, ancak bu 15. Md.nin 2. Bendini vurgulamayarak kamuoyunda ve kolluk kuvvetlerinde yanlış algılama oluşturmuştur. Bu sözleşmenin 2. Bendi “Yukarıdaki hüküm, Yüksek Sözleşmeci Tarafı, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, 2. Madde ile 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ve 7. maddeyi hiçbir suretle ihlale mezun kılmaz.’’ açık hükmü ile hükümetler için bağlayıcıdır. Bu maddeler sırasıyla “Yaşam hakkı’’, “İşkence yasağı’’, “Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı’’ ve “Kanunsuz ceza olmaz’’ başlıklarıyla uluslararası yükümlülükleri tanımlamaktadır. Bu kapsamda hekimlerin adli muayene ve raporlamada dikkat etmeleri gereken hususları ve mevzuat hükümlerini içeren “İstanbul Protokolü” www.ato.org.tr adresinde hekimlerin dikkatine sunulmuş ve ilgili hekimlere Ankara Tabip Odası hukuki danışma hattı hizmet vermeye başlamıştır. Hekim meslektaşlarımızın ileride doğabilecek hukuki sorunlarla karşılaşmaması ve daha da önemlisi yargı kurumları açısından davaların adil bir biçimde yürütülerek suçluların cezalandırılabilmesi, suçsuzların gereksiz mağduriyetler yaşamaması temel beklentilerimizdir.

Bu kaotik süreci akıl ve sağduyu ile, demokrasiye bağlılık ve hukuk devleti ölçülerinde, barış ve özgürlükleri koruyarak aşmak zorundayız. Gelecek kuşaklar için demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletini bırakmak bizim kuşağımız ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinde harcı bulunan tıbbiyelilerin omuzunda bir sorumluluk olarak bulunmaktadır. Bu sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizde Afganistan, Irak, Libya ve Suriye örneklerinde olduğu gibi sömürgeciliğin ülkemizi de çağdışı bir yapıya sürükleyeceğini ve yurdumuzda kan döken küresel emperyalizmin kıskacından kurtulmadan çözümsüz kalacağımızı görüyoruz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler