Ay içime iktidar kaçtı…

Tarih : 15 Ağustos 2016

onur naci1

Dr. Onur Naci Karahancı

ATO Yönetim Kurulu Üyesi

“İktidar bir el koyma hakkıdır. Uyruğundakilerin varlığına, ürettiklerine, emeklerine ve hatta kanlarına; yani nesnelere, zamana, bedenlere ve nihai olarak yaşamın kendisine el koyar. …hayır der, reddeder, dışlar gizler; yasa dayatır, düzen getirir ve kurallarla işler; iktidar yasaklar ve cezayla tehdit eder; iktidar sansür uygular” (Foucault’da Şiddet Ve İktidar, Ferda Keskin)

Kısaca bedenlere kadar nüfuz etmiş iktidara da “biyoiktidar” der Foucault ve iktidarın üç aygıtından bahseder, 1. Egemenlik, 2.Disiplin, 3. Güvenlik… Egemenlik cezayı, disiplin normları, güvenlik beden siyasetini barındırır. Buradan isteyen istediği kadar kafasına taş aldıysa, şimdi iğneyi kendimize batırma zamanı?

İktidar anlayışı bizde olmayan, sadece kötünün içinde barındırdığı bir şey mi? Hızlıca bu illetten kurtulabilinir mi yoksa yavaş yavaş mı bırakmak gerekir bu illeti? Hoca asistan arasında iktidar ilişkisi yok mudur? Varsa gerekli midir? Ceza nöbeti asistan eğitimine katkı sağlamak için midir, ne kadar zarar verir?..
Alanımızda iktidar ilişkisi, hekim-hasta, hekim- hemşire, asistan-intörn, hemşire-sağlık işçisi gibi birçok örnekle çoğaltılabilir mi? Şimdi bir soru yerleşmiş algılardan (ya sesli ya sessiz) ortaya çıkar: “ Peki ya işler nasıl yürüsündü? Hastalara kim baksındı?..” İşte buradan referans alan anlayış beden siyasetini getirir ki, ‘insan merkezi’nin şirazesi kayar, bedenimize bile hükmeden iktidar içeriye girer. Bu kadar çok ‘hasta’ varken senin çok çalışmaman ahlaksızlık olur. Sorun az emekçi, çok iş, maksimum kazanç mantığıyla sağlığa bakan politikalar değil de sen olursun. Beden siyaseti toplum mühendisliğinde de, ahlakla o kadar güzel sarar sarmalar ki kendini, eleştirmen bile ayıp olur… Günah olur… Çok çocuk doğurursun, kürtaja gözünün kenarıyla bakmak bile haram olur, genç nüfusa sahip olmak en iyi şey sanarsın..

Halen kendime iğne batıramadıysam, Demokratik Kitle Örgütlerinde yok mu bu iktidar diyerek başlarım. Biraz yaşa hürmet, cinsiyet kotasına ne gerek, önce koltuk sonra liyakat, ne vardı az daha oturaydım şu koltukta, tartışmaları çeşitli ‘bilgesel’ gerekçelendirmelerle yüzleştiğimiz eksikliklerimiz değil mi?.. Eee, ne demokratlığınız kaldı ne kitlesellik diyene: Bunu gören, yüzleşen, bu illetten kurtulmak için çabalayan yerdeyiz, sen neredesin? diye sorarız, şansını fazla zorlamasın..

Peki ‘iktidar’ ne istiyor bizden?

Birey olmayı biz’den kopmayı; belirlenen normları kabul etmeyi onları sorgulamamayı; cezasızlığın en büyük mükafat olduğunu kavramayı; sen konuşamıyorsan ‘vardır bir yanlışın’ bunu anlamayı; hayırda hayır olduğunu artık fark etmeyi; bedenine dokunmadığı sürece bedeninden istenenlerin kötü bir şey olamayacağını…

Son soru belki de en can alıcısı: İçine iktidar kaçan kişiden nasıl çıkarılır bu iktidar?

Sen mi çıkarırsın? Kendisi zamanı gelince mi çıkar? Yoksa kişi nasıl yapıp ederse etsin, kendi mi çıkarsın bu iktidarı? Modern yöntemler midir çözüm, geleneksel mi? Kanıta dayalı olmadıkça bu iktidar yok mu sayılır?..

…Bugüne dek söylediklerimizden hangisi yanlış şimdi?

Bir kısmı mı, yoksa hepsi mi?

Güveneceğimiz kim var artık?

Arta kalanlar mıyız bizler

yaşayan bir ırmaktan fırlatılmış?

Geride mi kalacağız

kimseyi anlamadan ve hiç anlaşılmadan?

 

Yoksa şans mı gerek bize?

İşte senin sordukların bunlar.

Ama kimseden bir yanıt bekleme,

yanıtını da kendin ver.

 

(Duraksayana, Bertolt Brecht)

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler