14 Mart’ın ardından…

Tarih : 04 Nisan 2016

çetin-atasoy-köşe

Dr. Çetin Atasoy

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

Biliyorsunuz Ankara Tabip Odası her 14 Mart Haftası’nda bir hafta-on gün süren etkinlikler düzenliyor. Bu yıl 14 Mart, Güvenpark’ta yaşanan ve 37 yurttaşımızın ölümü, yüzlercesinin yaralanması ile sonuçlanan terör saldırısının hemen ertesi güne rastladı. 13 Mart Pazar akşamı Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeleri hastanelerde ve tabip odamızda sabah saatlerine kadar yaralıların durumlarını izlemeye, odayı arayan yaralı ve kayıp yakınlarına bilgi vermeye çalıştı.

Bu acı olayın üzerine 14 Mart haftası etkinliklerimizi erteleme kararı aldık. Gerçi bu yılki programımız barış umudumuzun giderek azalması, eşit ve özgür yurttaşlar olarak birlikte yaşama istencimizin zayıflaması, sahillerimize vuran bebek cesetleri, çatışmalı süreç nedeniyle yitirdiğimiz yüzlerce yurttaşımız,… nedeniyle zaten şenliksiz bir program olacaktı elbette. Yine de 14 Mart akşamına planlanmış olan “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyununu, sayın Genco Erkal’ın da anlayışlı tutumu sayesinde, 28 Mart akşamına erteledik. Diğer etkinlikler de ileri tarihlere ertelendi.

Her sene ilimizdeki bir tıp fakültesinin ve Ankara Tabip Odası’nın davetiyle gerçekleşen ve daha önce bütün tıp fakültelerine duyurulmuş olan resmi tören ise Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde yapıldı. Bu törende Ankara Tabip Odası adına yaptığım konuşmadan bazı bölümleri aşağıya alıntılıyorum:

“Ankara Tabip Odası’na göre 14 Mart ne anlama gelir?

Bizce, tıbbıyelilerin bu ülkenin bağımsızlık harcına kattıkları kandır, emperyalist savaşa karşı direnişleridir 14 Mart. Bu direnişi başlatan 3. sınıf tıp öğrencisi Hikmet Boran’ı özleriz. Onun Sivas Kongresi’nde manda fikrine karşı çıkışından etkilenen Mustafa Kemal’in tıbbiyelileri daima ilerici ve devrimci fikirlere alemdarlık etmiş bir topluluk olarak tanımlamasından kıvanç duyarız. Kendi isteğiyle zorunlu şark hizmetine gittiği Sarıkamış’ta vereme yakalanarak genç yaşta hayatını kaybetmesindeki yurtseverliği ve idealizmi örnek alırız.

Bizce, ilk modern tıp eğitiminin başladığı tarihtir 14 Mart. Tıp eğitimini tartışırız bu yüzden. Yılda 12.000’leri geçen kontenjanların altında inleyen, eğiticileri eğitimden uzaklaştıran performans sisteminin altında can çekişen tıp eğitimini.

Bizce halkın sağlık hakkıdır 14 Mart. Randevu alırken, muayene olurken, reçete yazdırırken ve türlü başka biçimlerle cebinden para çıkaran yurttaşı konuşuruz. 20 dakika olması gerekirken 3-5 dakikaya inen muayene süreleriyle iyi hekimlik yapamadığımızdan yakınırız.

Bizce çalışırken ölen, öldürülen hekimlerdir 14 Mart. Hastasının torunu tarafından bıçaklanan Ersin kardeşimizdir, hastanesinde kurşunlanan Kamil ağabeyimizdir, SABİM baskısına dayanamayıp hastanesinin 6. katından ölüme atlayan Melike’mizdir, arkasından kurşunlanarak öldürülen Dr. Abdullah Biroğul’dur.

14 Mart’ta güvencesizliği hatırlarız biz. Olması gerekenin neredeyse iki katı nüfusa özveriyle hizmet veren, karşılığını fesih baskısı altında, sözleşme ile çalışmaya zorlanmakla alan aile hekimlerini.

14 Mart’ta taşeron çalışmayı konuşuruz biz. Özel hastanelerde işçi haklarından mahrum bırakılan, şirket kurmaya zorlanan meslektaşlarımızı. Yükleri giderek artan, ücretleri giderek düşen arkadaşlarımızı.

14 Mart’ta angaryayı konuşuruz biz. Ücreti ödenmeyen, izin kullandırılmayan nöbetleri, aile hekimlerine haftalık 40 saatlik çalışmanın üzerine dayatılan Cumartesi mesaisini, yargı kararlarına rağmen uygunsuz görevlendirilen asistan hekimleri.

14 Mart’ta kadir bilmezlik gelir aklımıza. On yıllarca tıp okutulup, ayda onlarca nöbet tutturulup, günde yüzlerce hasta baktırılıp emekliliği geldiğinde yoksulluk sınırının yarısı kadar aylıklara reva görülen kıdemlilerimizi düşünürüz.

14 Mart’ta tüketim tıbbından söz ederiz biz. Etkisiz birinci basamaktan, korumayan koruyucu hekimlikten. Uzman hekim sayısında belirgin bir artış olurken, pratisyen sayısının yerinde saymasından. Sağlığa en az parayı ayırırken MR tetkiklerinde, antibiyotik kullanımında OECD birincisi oluşumuzdan, 2002-2014 arasında ameliyat sayılarının 3 kat artmasından. Avrupa’da yüzde 10-15 olan ilaç harcamalarının toplam sağlık harcamaları içindeki payının bizde yüzde 40’tan fazla olmasından.

14 Mart’ta halkın parasını dert ederiz biz. Kampüs hastaneleri projelerinde yabancı kreditörlere verilen hazine garantisini, özel sektöre sağlanan vergi avantajlarını, hastaneleri işleten sermayedarlara verilen yatak doluluk garantisini, her bir hastane için halkın parasıyla 25 yıl boyunca ödenecek kiralarla bir değil 5-6 hastane yapmanın mümkün olup olmayacağını konuşuruz.

14 Mart’ta kamuculuğa vurgu yaparız biz. 2002-2014 arasında Sağlık Bakanlığı’nın hastane sayısı yüzde 11 artmışken, özel hastanelerin 2 kattan fazla artması, bakanlığın yatak sayısı yüzde 15 artarken, özel sektörün yatak sayısının 3.27 kat artması kaygılandırır bizi.

14 Mart’ta örgütlü olmayı tarif ederiz biz. Tabip odalarının hekimlerin gücü olduğunun ve ancak hekimlerle güçlü olacağının altını bir kez daha çizeriz.  Yüreği halkıyla birlikte atan, aklı iyi hekimlik değerleri ve hekim emeği için çalışan tabip odalarının önemini anlatır, bütün hekimleri dayanışmaya, beraber mücadele etmeye çağırırız.

Bizce 14 Mart’ların anlamı bunlardır. 14 Mart’larda hep birlikte güçlü bir şekilde iyi hekimlik yapabileceğimiz koşullar talep etmeliyiz. Angarya, yönetici baskısı, kayırmacılık bitsin demeliyiz. Emeğimizin karşılığını istemeliyiz, hem çalışanlarımız hem emeklilerimiz için. “Emekliliğe yansıyan güvenceli sabit ücret” demeliyiz. Nitelikli tıp eğitimi, özgür/bağımsız akademi talep etmeliyiz. Barış istemeliyiz, kurumlarımızda, çalışma hayatımızda. Barış istemeliyiz, hem yurtta hem cihanda!”

 

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler