Yaz’dı…

Tarih : 22 Şubat 2016

onur naci

 

 

 

 


Dr. Onur Naci Karahancı

ATO Yönetim Kurulu Üyesi

Yazdı… Daha 7 Haziran seçimleri yeni bitmiş, ayakkabı kutularının sahiplerinden hesap sorulma umutları yeni oluşmuşken; ben oynamıyorum diyenlerin, bu sayılmaz yeniden dedikleri dönemdeydik. Daha barış için yollara düşmemişti kimse, patlamada 100 canımızı kaybetmemiştik. Dil nefret, savaş dili olmasın diye, barış için çırpınıyordu halen Tahir Elçi…

Yazdı… Silvan’da sağlık ocağına sağlık emekçileri, rahatlıkla girebiliyordu. 4 sağlık emekçisi arkadaşımızı kaybetmemiştik. Temiz su, aşılama, kronik hastalar, hamile kadınların sağlık hakkına erişimi, bebek ölümleri tartışmalarımızda ‘çatışmalı bölgelerde’ başlığını açmamıştık. Göç deyince hepimizin aklına ilk Suriye geliyordu…
Yazdı… Diyarbakır’da oturuyorduk yaşlı bir amcayla. Bu günler içine doğmuş gibi sordu, tanır mısın Dr. Yusuf Azizoğlu’nu? ‘Yok’ dedim. Silvan Devlet Hastanesi onun adınadır dedi. Kısaydı ama sağlık bakanlığı da yaptı: ‘O, bizi hiç bırakmadı, hiç unutmadı’ dedi. Hep sağlıkta bütçe ayrılırdı, bizim buralara varana kadar da hep ‘bitti’ denirdi. O ilk bizden başladı sağlıkta bütçeyi dağıtmaya, sağlık ocaklarımız oldu sayesinde, bütçe her yere de yetti, dedi. Bir kez daha anladım, toplum hafızası birilerinin sandığının aksine hiç unutmuyor.

Son dönem yaşadıklarımdan hareketle, Yılmaz Güney’in Siverek Dergisine yazdığı ünlü bir yazısı aklıma geldi. ‘Seçkin’ bir topluluğun içinde soruyorlar kendisine nerelisiniz diye, ‘Siverek’ deyince kimse bilemiyor, soruyorlar ‘nerede bu Siverek?’. Yılmaz Güney, Siverek, Napoli’nin kazasıdır deyince; kimse Yılmaz Güney’in Napoli’den olduğunu yadsımıyor da, Napoli’yi o kadar iyi bilmelerine rağmen bu kazayı bilmediklerine şaşırıyorlar… Son dönem onca sağlık hakkı ihlaline, ayrımcılık ve zorbalığa şahit olarak karar verdim, artık etik dışı uygulamalara Nazi dönemini, ayrımcılığa uğrayanlara siyahi toplumu örnek vermemeliyim. Napoli’yi dert edinmek isteyen anlayışla değil, Siverek’i her şeye rağmen bilen anlayışla yürümeliyim, onlarla olduğum için hep gurur duymalıyım…

Ve yaz biterken Radikal Kitap’ta okuduğum bir kitap tanıtımının üç paragrafını aynen alıntılayarak, bitirmek istiyorum:

<<…Papatheodorou’nun anlattığı hikâyeye göre bir gün bir ülkede “çok komik bir salgın” yayılır ve herkes aniden gülmeye başlar. Herkes bir gülme hastalığına yakalanmış gibidir. En azından ülkeyi yönetenler tarafından öyle adlandırılır.

Ülkenin Prens’i ve ona her konuda akıl veren Sekreter’i, bakanlar, devlet görevlileri, hızla yayılan bu salgın için önlemler almaya başlarlar. Önce ağır vergiler koyarlar. Ağır vergiler konulurken bahane hazırdır: “Herkesin paralarını vatan için, ülkenin iyiliği için verdiğini hissetmesini sağlamalıyız.” Fakat bu vergilerin altında ezilen halk daha çok gülmeye başlar…

…Gülme salgını bir türlü sona ermez. Sonra ülkede olağanüstü hal ilan edilir ve gülmek tamamen yasaklanır. Bu nedenle fıkralar, şakalar ve espriler de yasadışı ilan edilir. Tüm ispiyoncular ise devlet tarafından ödüllendirilir. İçinde Surlandia ağıtlarının olduğu CD’ler halka dağıtılır. Her yerde anonslar yapılır: “Gelin hep birlikte mutsuz olalım! Mutsuz olun!”… (Çok Komik Bir Salgın, Vassilis Papatheodorou) >>

Yüzümüzden gülümsemenin eksilmediği günler yaşamamız dileğiyle…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler