Sana değmeyen yılan yaşasın mı bin yıl?

Tarih : 11 Ocak 2016

burhanettin kaya foto

Dr. Burhanettin Kaya

Atasözleri yaşantıların ve deneyimlerin içinden doğan ve tarihten süzülerek gelen düşünce çıktılarıdır. Önermelerdir. Bir gerçekliği anlatır ama kimi zaman da onu reddeder. Bazen kendine muhaliftir. Sözün doğrudan anlamı doğrudan kendine ironiktir. Sözü söyleyen duyanı uyarırken kendini de sınırlar. Sakla samanı gelir zamanı sözüyle dinleyeni uyarırken kendini de muhafazakârlaştırır. Aforizmalardaki düşünsel boyut ve zenginlik her zaman sığmaz bu eski söze.

Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın derken de böyledir. Yılana uzun ömür bahşeden korku ve kaçınma, boyun eğiciliği ve ezikliği erdem kılar. O nedenle ironiktir. Bu ironi isyanı içerler karşı çıkışı bezerse ancak ruhu kurtulur sözcüklerin.

Yılanı değmiyor diye düşlemek kurtarır mı insanı acıdan? Bu o kadar kolay görünmüyor. Korkunun sessizliği ve sanki “ona hiç değmeyecekmiş” gibi gelmesi bu sessizliği büyütür. Öyle bir sessizliktir ki çığlıklar duyulmaz olur.

Neden bu sessizlik? Ülkenin bir tarafında şiddet sarmalı ürkütücü bir şekilde büyürken, diğer tarafı neden sessiz. Kadınlar, çocuklar, bebekler, yaşlılar, engelliler, savaşan gençler, askerler, ölürken neden ülkenin diğer tarafı suskun? Çığlıklar bir tarafın yıkık şehirlerinin delik deşik duvarlarından yankılanırken neden sessizliğin sisiyle kaplı diğer tarafın şehirleri. Neden gözler kör ve kulaklar sağır? Neden hissizleşmiş tenler? Bu bilinçli körlük, erdemli sağırlık, duygusal donukluk neden? Bu kadar mı öteki bu tarafın insanları? Neden biri ve diğeri sözcüklerine hapis kalıyor söylemimiz?

İşitilebilir sesin kısmen ya da tümüyle yokluğu olarak tanımlıyor Vikipedi sessizliği. İletişimin var olmadığı durumlar olarak. Belirli bir alan ya da bölgedeki hiçbir kişinin konuşmaması anlamına geldiğini söylüyor. Tam da söylediklerimize karşılık geliyor. Ülkenin bir bölgesinin hiç konuşmaması, tepki vermemesi, kayıtsızlığı, hatta yadsıması, yok sayması, korunaklı duyarsızlığı… Bu sessizlik yalnızlığı getirir. Sesi duyulmayanların değil sesi duymayanların yalnızlığını. Çığlığa sessizlikle karşılık verenlerin…

Oysa biz, çok değil iki yıl önce, 30 bin sağlık çalışanı Sıhhiye alanında toplandığımızda seslerimizi aynı yürekte toplayalım demiştik. Çok ses tek yürek demiştik. Toplumsal dayanışmamızı, farklılıklarımızı, renklerimizi aynı çarpan yürekte birleştirelim, yürekten gelen haykırılarımızla yeryüzü ve gökyüzünü süsleyelim demiştik. Bunun zamanıdır. Bunun tam zamanıdır. Tam da zamanıdır. Bunu yapalım ki, bunu örelim ki, barışçıl zihnimiz ve emekçi ellerimizle, yalnızlık kederimiz ve kaderimiz olmasın. Özgürlük; güneşe çalan saçlarımız, umuda çalan gözlerimiz, sevdaya çarpan yüreğimizle gelsin.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler