Savaştır Ruhumu Yaralayan

Tarih : 07 Aralık 2015

burhanettin kaya foto

Dr. Burhanettin Kaya

SAVAŞ   Savaştır ruhumu yaralayan. Ölüm, kayıp, ayrılık, yas, yara, yetimlik, yıkım, yılgınlık, öfke, korku, acı, şiddet, gözyaşı ve daha bir sürü şey olan. Yalnızca bugüne değil, yarına dokunan…

TRAVMA Ruhun onulması en güç yarasıdır. Sessiz ve kendi içine kanayan bir yara. Bir acı göldür, kaplar en kırılgan kıyısını aklın. Fırtına öncesi sessizliktir yansırken donmuş resmi, ânın karanlığı soluyan göz bebeklerinde.

ANIMSAYIŞ Gün ortasında bir perde gibi iner o gözün önüne ve ölümün, yıkımın, korkunun ve ayrılığın ve daha bir sürü şeyin filmi oynar. Bir tren geçer zihnin raylarından. Parçalanmış yüzler, ölü bedenler, çöken binalar, bomba sesleri, tanklar, kararmış umutlar, kalın kederler, ağlayışlar, haykırışlar, direnişler ve daha nicesi dökülür vagonlarından… Yağmurun altında ıslanır, sisinde gizlenir karamsarlığın.

KÂBUS Uykunun en derininde doğar. Korkuyu terkisine atan ve yelelerinden savuran bir siyah at gibidir. Yırtar düş tarlalarını. Kanatır. Toprağın kokusu korkusuna bulaşır. Geleceği geçmişin içinde boğar. Zamansızdır. Hakikatsiz. Aslında gizleyemediği kendisidir, ışıksız kalmış, söze dökülmemiş cümlenin “de” hali. Terleyen zihin kötürüm bir yarına açılır. Geçmiş geleceğin içine doğar. Nefesi daralır ve çırpınarak uyanır kendisinden.

ÇARPINTI Tren bir daha geçer, bu kez raylar kırılgan bir kalbin orta yerinden başlamıştır. Orta yerinde ağlar puslu bakışının. Kızaran bir güldür isyanı korkunun, ayın karanlık yüzünde serpilir büyüyen kederim. Titreyen tenim akşam rüzgârında sallanan meşe yaprakları, ateşlenen yüzüm aniden patlayan volkandır gündüz düşümün orta yerinde.

İÇ SIKINTISI Sonu olmayan bir mağaranın nemli dehlizlerinde kaybolmak gibidir. Sıcak bir rüzgârın ağırlığında bunalmak gibi. Bir halkanın boğazını sıkışı. Eteklerinde biriken taş, ayağa kalktıkça aşağıya çeken, aşağıya, daha aşağıya. Soluksuz kalmak gökyüzünün altında. Kara bir çadırın kapısını aralayamamak. Müzmin bekleyiş, karamsar sessizlik, telaşlı iç çekişlere gizlenmiş.

DONUKLUK Yüzünde üşür donmuş resimler. En orijinal haliyle donmuştur yangını. Harabelerin arasında yiyecek arayan çocuğun siyah beyaz öfkesi saklanmıştır o donakalmış resme. Çöpten ekmek toplayan dedenin tek kurşunla yok olan hayatının kanlı resmi asılmıştır yüreğin duvarına. Dökülür sırı zamanın. Soluklaşır soluğunu yitirmiş hayat. Korlaşmış bilyenin sıcağıyla yanar göğsüne çöken karanlık.

KAÇINMA Ayakların ardına bakmadan adımlamasıdır kaldırımları. Her taşa bir ömrü düşürüp sığınmak yalnızlığa. Gözünü kapamak, sonra kulaklarını. Koklamamak etrafı. Silmek ten izini her dokunuşun. İçine çekilmek. Kötürüm bir korkunun sığınağında hem kaçmak hakikatinden, hem de mahkûm olmak ona. Yarım kalan kitabı düşürüp elinden mecbur olmak hapislik gibi yalnızlığa.

İLGİSİZLİK Yalnızdım. Keder sırtımda kirli bir palto. Ceplerimde ise biten sevinçlerin ekmek kırıntısı. Güvercinler kördü. Elimde kaldı umut. İçimden uçup gitti tüm sevinçler. Yoruldu tenim. Takatim yoktu. Nehrin heyecanı kalmamıştı bakışımda. Gözüme demirledi kara gemiler. İçim karardı. Çekmedi canım, ne çiçeğini baharın, ne coşkusunu şehrin. Sinemalar boş salonlara oynadı. Şarkılar duyuramadı kendini kulaklara. Yapayalnızdım. İlgisiz.

UNUTKANLIK Ne olmuştu? Bir şey geçti gözlerimin önünden. Toz bulutu bıraktı ardında. Ne geçti? Ağzım yüzüm toz. Yoğun bir sıkıntı çöküyor sis gibi üzerime. Hatırlamıyorum. Hatırlamayınca rahatım. Koca bir boşluk var belleğimin orta yerinde. İçinde yüzdüğüm kara bir göl. Kıyıya kulaç atıyorum. O daha da uzaklaşıyor. Her kulaçta görünmez oluyor ağaçlar. Ne oldu?

KISALDI ÖMÜR Sanki hayatımın tamamını yaşadım. Sona gelmiş gibiyim. On yaşım bir anda dökülmüş hücrelerimden. Kulağım yankılanır her nefes alışımda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken. Dönemeyeceğim o gençliğime. Çocukluğuma. Gözümün önüne dizilen her ölüm, her kayıp, on yılımı daha siliyor sanki hayatın kara tahtasında. Babasının ölümüne tanık olan çocuğun ağlayan yüzü kırışıyor. Bir karganın kanatlarında buharlaşıyor ömür. Savaşırken ölen oğlunu gömerken ömrünün on yılını da gömüyor baba. Her ağıtında ve isyanında biraz daha yoruluyor ananın yüreği. Her ölüm onu sevenleri de öldürüyor. Her yara seveni de yaralıyor, kapanmamacasına. “Yanar herkes acısınca yanar, kanar herkes yarasınca kanar”*

KORKU Birden yüzüme çöreklenen bulut gibidir, nefesimde buharı çöken. İçimde beyaz atlar koşuyor. Kalbimin orta yerinde hem. Kulaklarım en hafif sesi toplayan çanak gibi. Gözümde ışık topları. Çarpıp dönüyorlar aklımın sınırlarından. Titriyorum. Korkuyorum. Karanlık bir düdenin içinde kaybolup bir dağ doruğundan patlar gibi. Bir şelalenin gözünden atlar gibi. Adımlarım ardımda ben öndeyim yaralı mevsimlerin kıyısında. Tanklar, bazukalar, bombalar kirletiyor en saf düşlerimi. Ruhumun mavi göllerine kanlı nehirler akıyor.

TEDİRGİNLİK Gözümde puslu bir mavinin karaltısıdır. Belirsiz. Ağlara takılan ıstakoz gibi ellerim. Kimin sofrasına yem olacağımın endişesi. Kurban mıyım? Yoksa kahraman mı? Belirsizlik. Tedirgin bakışları yıpratır her soluğumu. Çaresizlik bir yaralı gibi sığınır yüzüme. Kanar şarapnel parçalarının incittiği her can. Beklerken onu, bakmaktan korkar gözlerim.

İRKİLME Birden. Aniden. Yüzümde yapraklar kıpırdar. Zangırdar dişlerim. Avizeler sallanır koridorlarda. Sinek kuşunun kalp atışlarıdır, rüzgârını savuran kanatları. Kovanını yitirmiş arı. Başımdan aşağı dökülen bir kazan kaynar sudur. Karanlık sokakta ardıma dizilen karaltı. Her nefes alışımda biraz daha büyür. Toplar mıknatıs gibi çarpıntıları.

ÖFKE Neye uğradığını bilemeden cevabını vermek kadere. İncinen zihnin yarasında sarmak için kaslarında uyuyan fırtına. Güneşin en alıcı parlaması, rüzgârın en hoyrat kahkahası. Yıkadı yağmur, faili belli ölümlerin adaletini, umutsuzluk kaldı, güvensizlik. En parlak ışığını denize düşürdü umut. İncinen yüreğinde kabardı isyan. Bileğinde büyüdü emeğin gücü.

DALIP GİTME Yanımdan bir şehir geçiyor. Görmüyorum. Sokaklar tanıdık ve tanımadık insan yüzleri. Farkında değilim. Gözümü her kapayışımda ateş balonları, patlama dalgaları. Kulağımda çığlıklar, ağlamalar, ambulans sesleri. Gözüm açık. Kayıtsız bir bedenim, Selamsız’dan geçen. Şehrin gürültüleri, insan sesleri beni çıkaramıyor dalgınlığımdan. Benim olmayan adımlarımı görüyorum ama nereye gittiğini bilmeden. Binalar birden uzayan ağaçlar gibi. Gökyüzü gözlerime örtünen tül. Zaman ile çatışıyor her ânım. Geçmek bilmeyen bir tarihte, içimde yangın, yalnızca ben olduğumun farkındayım.

DİKKAT Uğuldayan bir şehir geçiyor yanımdan. Her renk, her ses, her karaltı ardıma dizilmiş, koşuyor peşim sıra. Ben kaçıyorum. İlk kez fark ettim şehrin kokusunu. Duvarlarda korku, kapı eşiklerinde açlık. Odalarda çocuklarının endişesi var annelerin. Yağmur çok gürültülü yağıyor. Damlalar çok iri. Gözüm gözümü görmüyor. Rüzgârın fırtınası uçuşturuyor zamanı. Silah sesleri, mermi kovanları, evlerin üstünde tüten dumanlar. Görüyorum. Duyuyorum acının seslerini. Renklerini öfkenin. Dokunuşunu korkunun. Bitsin istiyorum. Bitsin. Dursun zihnimi işgal eden savaşın sesleri.

UYKUSUZLUK Uyku sanki bir kuştu. Uçtu gözümden uçtu. Kepenkleri kapanmayan dükkân, ışıkları hiç sönmeyen şehirdi. Şaşkın. Zihnim dolambaçlı. Olan biten her şey gözümün önünde. Ama çalışmıyor zihnimin işçileri. Işıklar sönmeden koyulmuyor işe onarıcılarım. Şekilsiz anılar at koşturuyor uykumu terkisine atıp. Düşlerim çantaya gizlenmiş renkli bilyeler. Bir türlü düşmüyorlar. Dallarını sarkıtmayan söğüt gibi uyanıklık. Dürtüyorum. Çekiştiriyorum. Katılaşmış bir acının izi ile haykırıyor gözlerim.

YÜZLEŞME Hesabını sormak istiyorum. Bana bunu yapanla yüzleşmek. Yaşananların hepsine, tüm travmalarına ve izlerine uzun uzun bakıp, kendime ve evrensel adalete duyduğum, duymak istediğim güvenle, bana bunu yapana hesap sormak istiyorum. Tüm korkularımdan, acılarımdan, üzüntümden, öfkemden, yalnızlığımdan, kâbuslarımdan, tedirginliğimden, iç sıkıntımdan, dalgınlığımdan, uykusuzluğumdan ve daha bir sürüsünden kurtulmak istiyorum. Bunları başka kimsenin yaşamayacağı, yaşayamayacağı bir dünya kurmak istiyorum. Yasımdan, öfkemden, direngenliğimden, umudumdan, dayanışma ruhumdan, emeğimden, en önemlisi tarihi değiştiren hüznümden güç alarak…

BARIŞ Toplumun en güzel umudu, tarihin en gerçek ivmesi. Düşmanlığın olmaması. Kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş. Sömürüsüz bir dünyada yaşamak. Herkesin eşit, özgür ve kendi olduğu bir dünyadır barış.

BARIŞ İSTİYORUM. İNADINA BARIŞ.

*Alp Murat Alper’in “yanar herkes” adlı şarkısından

Yazarın Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından Kasım 2015’te yayınlanan “Barış Kitabı: Bireyden Topluma Savaşın ve Barışın Ruh Hali” adlı kitapta yer alan “Savaşın Ruh Halleri” adlı yazısından uyarlanmıştır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler