Turizm mi o?

Tarih : 02 Kasım 2015

ebru basa

 

 

 

 

 

Dr. Ebru Basa
Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri

2015’in ilk aylarında Başbakan Ahmet Davutoğlu toplam 25 alan için kalkınma programları hazırladıklarını ve bu programların 9’uncusu olan sağlık turizminin çok da uzun olmayan bir vadede Türkiye ekonomisinin sacayaklarından biri haline geleceğini belirtmişti. Sağlığın sermayenin yeniden değerleneceği bir yatırım alanı olarak kılcal damarlarına kadar düzenlenmekte olduğunu uzunca bir süredir zaten yazıp çiziyoruz. Sağlık turizmi strateji belgeleri, istihdam ve yatırım planları biraz daha yakından incelendiğinde sağlık turizminin bir ulusal endüstri olarak tarif edildiği anlaşılıyor. Sağlık turizmi endüstrisi alanın bütünü gibi yine kar odaklı olarak reorganize edilmiş durumda. Ancak bu kez AKP’nin “ustalık döneminin” ürünü entegrasyon “becerisi”nin kar maksimizasyonunda çarpan etkisi yaratmasının hedeflendiği anlaşılıyor.

Sağlık Turizminin serencamı
Sağlık turizmi yönelimi kar oranlarının düşme eğilimi genel yasasına koşut olarak giderek değersizleşmekte olan turizm sermayesinin sektörde yaşanan daralmaya çare bulma arayışının ürünü aslında ve bu niteliği nedeniyle enternasyonalist bir karakter taşıyor; yerli ya da AKP’li bir açılım değil yani.
Sağlık turizminde öne çıkan üç fraksiyon; medikal turizm, termal turizm ve ileri yaş-engelli turizmi dünya genelinde turizm trendlerini ölçüp değerlendiren kuruluşların raporlarında zaten yükselen pazarlar olarak tarif ediliyor. Bununla birlikte sağlık turizmindeki Türkiyeli projeksiyonun hedeflerinin kapsamı oranında hayli iddialı olduğunu söylemek mümkün:

-Termal turizmde 2018’e kadar 100 bin yatak kapasitesine ulaşılması
-1 milyon 500 bin yabancı termal turiste hizmet sunulması
-Termal turizmden 3 milyar dolar gelir elde edilmesi
-Türkiye’nin medikal turizmde dünyanın ilk beş destinasyonu arasında yer alması ( Türkiye medikal turizmde 2015 yılı itibarıyla ilk 10 ülke arasında yer alıyor)
-750 bin medikal yabancı hastanın tedavisinin gerçekleştirilmesi ve medikal turizmden 5-6 milyar dolar gelir elde edilmesi
-İleri yaş turizminde 150 bin yabancı turistin ülkeyi ziyaret etmesi ve 750 milyon dolar gelir elde edilmesi bu hedefler arasında yer alıyor.

Bu stratejide hedef kitle-iç müşteriler bir yana-Türkiye’nin 4 saatlik uçuş halkası içerisinde yer alan bir başka deyişle tek biletle direkt uçuşların gerçekleştirilebildiği ülkelerde yaşayanlar. Yani 1.5 milyar insan. Yani Rusya, Türki cumhuriyetler, Kuzey Afrika ülkeleri ve Orta Doğu ülkelerinin yurttaşları. Yatırım coğrafyasında termal kaynakların dağılımı kadar altyapı yatırımlarının gözetildiğini söylemek de mümkün; 3.Havaalanı projesi gibi İstanbul’un kuzeyindeki ormanları yani kentin akciğerlerini yok edecek olan mega projeler değerlendirilirken bu projelerin sağlık turizmi yatırım lokasyonlarıyla uyumu yönünden de ele alınmasında fayda var. Bir taşla üç kuş vurma mantığı hakim mantık.
Güncel örneğini Şile’den verebiliriz; Şile moda deyimle sağlık turizminin yeni gözdesi. Türkiye’de sağlık turizminden geçen yıl 2.5 milyar dolar gelir elde edilmiş; 2023 yılında bu gelirin 25 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Şile 3.Havaalanına, 3.Köprüye ve Sabiha Gökçen Havaalanına yakınlığı nedeniyle bu projeksiyonda kritik önemde görülüyor. Bakanlığın sağlık turizmi teşvik kapsamına aldığı Şile yakın bir gelecekte Avrupa’nın en büyük diyabet eğitim merkezine ev sahipliği yapacak. Yine dünyanın en büyük engelli eğitim ve yaz kampının da Şile’de açılması hedefleniyor. İkinci baharını Şile’de geçirmek isteyen yaşlılar için kurulması hedeflenen, içerisinde tıbbi bakım üniteleri de olan 200 yataklı bir geriatri merkezinin yer aldığı rehabilitasyon köyü de projeler arasında.
Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürünün ifadesiyle bu köyde dünyanın yaşlılarına biz bakacakmışız. Ömer Tontuş, “Narayama Türküsü”nü izlemiş midir acaba? “Narayama Türküsü” filminde artık vadesinin geldiğine karar verilen yaşlılar ölümü beklemek üzere bir köye bırakılırlar. Teşbihte hata olmaz; Japon gelenekleri bir yana Şile’deki bu yaşlı köyünün kendi ülkelerinde yaşlanmaları maliyetli bulunan yabancılar için bir nevi Narayama olduğunu söylemek mümkün.
Sağlık turizminde strateji belirleyen kurul Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu. SATURKK Sağlık Bakanlığı, Kamu Hastaneleri Kurumu, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, TURSAB, aracı kuruluş ve STK’lardan oluşuyor. Bu kurulun öncelikli görevi pazar araştırması yapmak ve bu araştırmaların akabinde ülke/bölge bazlı tanıtım ve pazara giriş stratejileri belirleyip eylem planları hazırlamak. Kurul, sağlık turizmi hizmet sunucularının sahip olması gereken minimum standartları, tanıtım stratejisini, fiyat listesini belirleyecek ve sağlık turizmi alanındaki teşviklerin tümünün akreditasyonla ilişkisinin kurulmasını sağlayacak.
Sağlık turizmi ile ilgili teşviklerden yararlanmada akreditasyon/yetkilendirme belgesine sahip olma şartı getiriliyor. Yetkilendirme ve akreditasyon için de TÜSEB’e bağlı Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü var elbette. Oluşturulması planlanan sağlık turizmi portalına da enstitünün önerdiği yazılımla giriş yapılabilecek. Termal turizmden beklentiler de hayli yüksek. Termal kaynakların tedavi amaçlı kullanımı için bölgesel endikasyon veritabanı oluşturuluyor. Envanteri çıkarılan ve ileri yaş ve engellilere yönelik medikal, termal, sağlık turizmi hizmeti sunan kuruluşlar tematik önceliklerine göre sınıflandırılacak.
El değmişken Sağlık Bakanlığına bağlı kaplıca tesisleri de kullanım hakkı devri yöntemiyle geçerken özelleştiriliyor.

Sertifikasyon işi bizden sorulur
AKP’nin entegrasyon “becerisi” burada yine devreye giriyor. Öncelikle Bakanlık hastanelerindeki 32 bin yatağa ek olarak Kamu Özel Ortaklığı projeleriyle temin edilmesi planlanan 24 bin yatak daha bulunduğunu hatırlayalım. Sağlık turizmindeki hedef ve beklentilerin gereksinim duyduğu yatak sayısı ise bu rakamların hayli üzerinde. Hal böyle iken yeni Kamu Özel Ortaklığı projelerine girişmek yerine ihtiyaç duyulan yatakların turistik tesislerden devşirilmesi daha rasyonel bulunmuş ve 55 ilde en az 4 hekimin görev yapacağı rehabilitasyon klinik otellerin açılmasına daha doğrusu otellerin kliniğe ya da kür ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülmesine karar verilmiş.
REHA-Kliniklerde görev yapacak kişiler için “Sağlık Turisti Rehberliği/Uluslararası Hasta Rehberliği” sertifika programları düzenlenecek ve “sağlık turizmi potansiyelini arttırmak amacıyla” tıp eğitimindeki yabancı öğrenci kontenjanı arttırılacak. Sertifikasyon yine ve elbette Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü tarafından sağlanacak. REHA-kliniklerin müdürleri aynı zamanda başhekim de olacak. Planda sağlık turizminin gereksindiği özel nitelikler nedeniyle ortaöğretim, ön lisans ve lisans programlarına sağlık turizmi seçmeli dersleri koyulacağı belirtilmişti.
Durumdan vazife çıkaran Kapadokya Meslek Yüksek Okulu yakın tarihte sağlık turizmi işletmeciliği ön lisans programı açtı.

Pasta büyük
Türkiye’ye gelen yabancı hasta sayısı 5 yılda 5 kat artarak 583 bine ulaştı. Diş tedavileri, saç ekimi ve estetik/rekonstrüktif işlemler için başvuranlarla birlikte sayı 1 milyona ulaşıyor. Savaş coğrafyasından gelen hastalar çoğunlukla ortopedik ameliyatlar için ya da travma cerrahisi amaçlı başvururken Körfez ülkelerinden gelenler ağırlıkla estetik ve rekonstrüktif işlemler için başvuruyorlar.
Türkiye saç ekiminde dünya ikincisi, sağlık turizminde dünya yedincisi. Plastik ve rekonstrüktif cerrah sayısı bakımından ise dünyada dokuzuncu sırada. Nitelik yüksek ve işçilik ucuz olduğu sürece rekabet avantajı da korunuyor. Örneğin ABD’de 129 bin dolara yapılan koroner by-pass ameliyatı Türkiye’de 11-12 bin dolara yapılabiliyor. Turizm sermayesini ilgilendiren elementer veri ise bir “sıradan” turistle sağlık turisti arasındaki katma değer farkı. Bir sağlık turisti en az iki sıradan turiste bedel. Sıradan turist günlük ortalama 600-700 dolar harcarken sağlık turisti 1300-1400 dolar harcıyor.

Akreditasyon çalışır da geleneksel ve tamamlayıcı tıp durur mu?

Durmaz tabii. Bir haber de Kızılcahamam’dan. Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi Urumçi şehrinde faaliyet gösteren bir şirketler grubunun termal sağlık turizmini tamamlayıcı tıpla birleştireceği yatırımıyla ilgili. Hatırlarsınız; Uygur Özerk Bölgesi ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki gerilimde Uygurlardan taraf olan bazı yurttaşlarımız Afyonlu bir işletmecisi olan Çin Lokantasının yine Uygur olan aşçısını dövmüştü. Bu karışıklıktan mı bilinmez Cumhurbaşkanı akabinde Çin’e uçmuş ve beklenenin tam tersi bir açıklama yapmıştı. Diplomatik jestlerin ardı arkası kesilmedi ve Uygur-Çin tababeti ayağımıza, Kızılcahamam’a geldi. İlçede bir şifalı bitkiler fabrikası kurulacağı dolayısıyla şifalı bitkiler tarımı yapılacağını da aynı haberden öğreniyoruz.

Şirketin Ankara’da kurduğu Urumçi Tarım AŞ ile Yıldırım Bayazıt Üniversitesi Tamamlayıcı Tıp Merkezi arasında bir protokol imzalandı. Termal sağlık turizmi bu kez de Uygur ve Çin tababetini içeren tamamlayıcı tıbba entegre edilmiş oldu. Yıldırım Bayazıt Üniversitesi Tamamlayıcı Tıp Merkezi bu hizmetler esnasında Uygur ve Çin tamamlayıcı hekimlerinin muayene, tetkik, raporlama, reçete ve diğer(?) uygulamalarına nezaret edecek.

Bu yazı için tarama yaparken nasıl yorumlayacağıma karar veremediğim bir anekdota rast geldim. Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Ömer Tontuş, Recep Akdağ zamanında sağlık turizminin o kadar önemsenmediğini, hatta bir tehdit olarak görüldüğünü ve Recep Akdağ’ın “Kısıtlı kamu-özel imkanını vatandaşa kullandırtmak yerine yurtdışına kullanıyorsunuz; bunun bize ne faydası var” dediğini belirtmiş.

Yorumlarınıza bırakıyorum

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler