Dönmeyen döner sermayelere pansuman çözümler…

Tarih : 14 Eylül 2015

Dr. Çetin Atasoy  çetin-atasoy-köşe

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı

Geçtiğimiz ay Sağlık Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu arasında üniversite hastanelerinin bakanlığa bağlı sağlık kuruluşlarından tıbbi malzeme teminine ilişkin protokol imzalandı. Bu protokole göre finansal açıdan zor durumda olan üniversite hastanelerinin malzeme temininin Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir kuruluştan yapılabilmesinin önü açılıyor.
Tıp fakültesi olan üniversite hastanelerinin çoğunun mali açıdan sıkıntıda olduğunu, borçlarının yıldan yıla kabardığını biliyoruz.
Kamu hizmeti yapan bu üniversiteler eğer zarar ediyorlarsa öncelikle niçin zarar ettiklerini araştırmak ve zararı önlemenin yollarını bulmak gerekir. Zarar kaçınılmazsa da kamu zararı olarak kabul etmeli ve üniversitelerin saygınlıkları, özerklikleri ihlal edilmeden karşılanmalıdır.
Üniversite hastaneleri tıp öğrencisi ve asistan yetiştiren, bunun yanında çoğunlukla karmaşık olguların sevk edildiği ve bu nedenle zor, uzun ve pahalı tanı ve tedavi süreçlerine ihtiyaç duyulan sağlık kuruluşlarıdır. Bu açıdan Sağlık Bakanlığı’na bağlı çoğu hastaneden farklı özellikler taşırlar.
Üniversite hastanelerinde verilen sağlık hizmetinin, görmezden gelinmeye çalışılan önemli bir yönü daha vardır: Bu hizmet üniversitenin temel işlevleri olan eğitim ve araştırma için deyim yerindeyse bir araç işlevi görmektedir. Yani bu hizmet sayesinde tıp fakültesinde pratisyen ve uzman doktor yetiştirilir. Bu paha biçilemeyecek değerde bir üretimdir. Gel gör ki, her kavrama ve değere ticaret ve piyasa gözlüğüyle bakan hükümet üniversitenin bu kritik işlevini anlamamakta ve bu anlayışsızlığını bu değere verdiği parasal karşılıkla ortaya koymaktadır. Somut olarak ifade etmek gerekirse, çok önemli bir çıktısı tıp eğitimi olan üniversite sağlık hizmetlerine, yıllardır bir kuruş artmayan gülünç SUT fiyatlarıyla geri ödeme yapılmaktadır. Üniversite hastaneleri zor olguların tanı ve tedavilerine çok para harcamakta, ama harcadıklarının karşılığını SGK’dan alamamaktadırlar. Bu maksatlı politika üniversite hastanelerinin döner sermaye işletmelerini iflas noktasına taşımıştır.
Nitekim, geçtiğimiz günlerde kamuoyuna Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden birinin, İstanbul Üniversitesi’nin hastanelerinin ciddi borç yükü altında pes ettiği haberleri yansımıştır. Bundan birkaç gün sonra da YÖK ile Sağlık Bakanlığı arasında anılan protokol imzalanmıştır.
Peki, bu protokol ve orada tanımlanan yöntem ne kadar akılcıdır? Protokole göre üniversite hastanesi malzeme teminini bakanlık hastanesinden yapacak, bakanlık hastanesi de verdiği malzemenin karşılığını SGK’nın üniversiteye geri ödemesinden 4 ay sonra mahsup edecektir. Sonuçta üniversite bakanlık hastanesinden aldığı malzemenin bedelini 4 ay sonra ödemiş olacaktır. Oysa, fiili durumda, bir çok üniversite hastanesi satın aldığı malzemenin bedelini 4 aydan çok daha uzun vadede geri ödemektedir. Dolayısıyla bu protokolle, efektif olarak, üniversite hastanesi temin ettiği malzemenin borcunu daha erken ödemek zorunda kalacaktır. Üstelik başka bir kurum aracılığıyla temin ettiği tıbbi malzemenin kalitesini nasıl belirleyebileceği, denetleyebileceği konusu da belirsizdir.
Anlaşıldığı kadarıyla bu yöntemle üniversite hastanelerinin malzeme teminini daha ucuza yapacağı öngörülmüştür. Firmalara borçlarını uzun vadede ödemek zorunda kalan birçok üniversite hastanesinin bu nedenle ihalelerde yüksek fiyatla malzeme temin etmek durumunda kaldıkları bilinmektedir. Üniversitelerin borç yükünün başka yöntemlerle azaltılması durumunda, firma borçlarını daha kısa vadede ödemeleri, böylece gereksindikleri malzemeleri daha ucuza temin etmeleri sağlanabilir.
Üniversiteleri mali açıdan daha dayanıklı hale getirmek için daha akılcı önlemler alınabilir. Bunlardan biri, kadroya geçirilen sözleşmeli çalışanların ücretlerinin döner sermaye tarafından değil, genel bütçeden karşılanmasıdır. Bu ödemeler özellikle büyük üniversitelerde ayda birkaç milyon TL’yi bulmakta, üniversitenin aylık gelirinin %10’u civarına karşılık gelmektedir. Öte yandan, üniversitenin asıl işlevlerinden biri olan bilimsel araştırmalar, büyük ölçüde döner sermayeden %5 oranında yapılan kesintilerle fonlanmaktadır. Bu kesinti miktarı büyük üniversite hastaneleri için aylık milyonlarca TL düzeyindedir. Bilimsel araştırma projelerinin genel bütçeden karşılanması da üniversiteleri mali olarak destekleyecek bir başka akılcı yöntem olabilir.
Sonuç olarak tıp eğitimi, hekim yetiştirme ve bilimsel araştırma kamusal hizmetlerdir. Bu hizmetlere hak ettikleri maddi desteği sağlamak devletin görevidir. Üniversiteye “malzemeni senin adına şu kurum temin etsin” demeyi, üniversitenin saygınlığıyla bağdaşır bir yaklaşım olarak görmek zordur.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler