Yeni Bir Taşeronluk Pratiği: İşyeri Hekimliği

Tarih : 20 Temmuz 2015

kaza 2
Dr. Selçuk Atalay

AKP’li yıllar içinde en az 15 bini aşkın işçinin “iş cinayetlerine” kurban edildiğini biliyoruz. Bugün artık işçilerin çalıştıkları iş sebebiyle yaşamlarını yitirmesi, bu ülkede yaşayan ve azıcık haber takip eden herkesin ilk ağızda sayacağı sorun başlıklarından biri oldu.  Ucuz ve güvencesiz işçi gücü ile dünyada Türkiye’nin rekabet şansını artırmaya çalışan iktidarlar, iş cinayetlerini ortadan kaldırmak yerine sorumlular tayin edecek yasal düzenlemeleri getirdiler.

6331 Sayılı Yasa bu anlamda, iş cinayetlerinin ve meslek hastalıklarının sorumlularını tayin eden bir yasa olarak karşımıza çıkmıştı. Öte yandan Yasa, sermayenin iş cinayetleri ve meslek hastalıkları ile ilgili sorumluluklarını üzerinden alırken, kamu idaresini de sadece alanı düzenleyici bir konuma çekti. Yasal düzenleme hedefe iş güvenliği uzmanlarını ve işyeri hekimlerini koydu. Böylece sermayenin rekabet gücü korunmuş oluyordu. Bir yandan da toplumda oluşturulmuş “ekonomik büyüme histerisi”, iktidarın “işin fıtratı bu” tarzı açıklamalarının dayanağı, örtüsü olmuştu.

OSGB Şirketleri Macerası

Yasal düzenlemelerle alana davet edilen küçük ve orta sermaye, mantar gibi açılan ve bugün itibarı ile sayıları  2000 seviyesine varan “Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri” (OSGB) ve sayıları 260 olan “işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları eğitim kurumları” ile  alanda kendini gösterdi.  6331’in  getirdiği rüzgar ile kısa zamanda büyük paralar kazanma hevesindeki  OSGB şirketleri, kuralsız bir piyasada  bir savaş vermeye başladılar.

Yapacakları karlar için iş cinayetlerinin ve meslek hastalıklarının tüm günahını yüklenmeye hazır olan OSGB’ler, hem sermayeyi hem de Hükümeti rahatlatmıştı. Ancak 2012’de çıkan Yasa ile birlikte başlayan OSGB macerasının bugün itibarı ile “işçi sağlığı iş güvenliği” (İSİG) alanında hiçbir şeyi iyiye götürmediğini somut olarak görüyoruz. OSGB’lerin devreye alındığı zamandan beri  meslek hastalıkları tespitinde bir artış olmadığı gibi, iş kazalarının da giderek arttığını gözlemliyoruz. Şüphesiz burada suçlanacak özne OSGB değil, İSİG alanında iyileştirme yerine sermayenin çıkarlarını korumaya yönelik adım atmış olan siyasi iktidardır.

Bugün İSİG alanında yaşadığımız facia ortamına derman olsun diye getirilen OSGB şirketlerinin yarattığı tabloyu gören iktidar, OSGB’leri hedef tahtasına koyarak kendini korumaya çalışmaktadır. Çalışma Bakanlığı’na bağlı, ilgili kurumun başında bulunan bürokrat bugün OSGB’ler için şöyle konuşmaktadır:

“Biz kimseye para kazansın diye bir sistem kurdurmadık. Biz iş kazası olmasın, meslek hastalığı olmasın diye sistem kuruyoruz. Para kazanmayabilir her şey para kazanmak değildir. İnsan kazanmaktır esas olan. Siz oradaki 20 senelik yetişmiş bir ustayı iş kazasından kurtarabiliyorsanız, bu para kazanmaktan çok önemli. Para dediğiniz nedir ki? Hayır duasını alırsınız diğer türlü beddua alırsınız. Kazandığınız paranın hayrı olmaz”.(1)

Bunu söyleyen bürokratın belli ki kendi ve bağlı bulunduğu erk adına hayır duasına ihtiyacı yoktur. Öte yandan yine belli ki İSİG alanında yaşanan sorunlara ilişkin  patronların bir sorumluluğu olmadığını düşünmektedir.

iş yeri

Piyasada Yalnız Bir Hekim: İşyeri Hekimi

İşyeri hekimleri bu süreçten en çok etkilenen gruplardan biri oldu. Çok büyük sayıda, bireysel sözleşme ile işyeri hekimliği yapan hekimin sözleşmeleri feshedilerek, işyeri hekimliği hizmetleri çalıştıkları şirketler tarafından OSGB’lere verildi, hizmet taşeronlaştırıldı. Şirketlere giderek daha ucuz fiyatlar vererek iş kapmaya çalışan OSGB’ler, bir yandan bireysel sözleşmeli işyeri hekimlerini işlerinden ederken, bir yandan da çalıştırdıkları işyeri hekimlerini de inanılmaz az ücretlere mahkum ediyorlar. OSGB çalışanı işyeri hekimleri, aralarında ciddi mesafeler olan işyerleri arasında mekik dokuyarak hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar.

Bütün bu kaotik ve büyük oranda işlevsiz olan sistem,  aslında çalışanların sadece yüzde 30’larına ulaşıyor. Çünkü Türkiye’de yüzde 40 oranlarında kayıt dışı çalışma devam ediyor. Öte yandan işçi sayısı anlamında yasal zorunlulukların dışında kalan büyük bir grup var. Oysa son on yılda ülkemizde gerçekleşen iş kazalarının yüzde 60-70’inin 50′nin altında işçi çalıştıran işyerlerinde meydana geldiğini görüyoruz.

OSGB’ler tarafından, piyasa rekabeti içinde çok düşük ücretlerle alınan taşeron hizmetlerden hekimlere de çok az bir pay düşmesi, bazı durumlarda işyeri ziyareti yapılmayan, işyeri dışında, işçi görmeden doldurulan “periyodik muayene” formları örneklerini ortaya çıkarıyor. İşyeri hekimleri böylece çok düşük ücretlere, sermayenin sorumluluklarını üstlenmiş ve etik ihlallere doğru savrulmuş oluyorlar.

İşyeri hekimliği eğitim kurumlarının yetkinliği de oldukça tartışmalı durumdadır. Öte yandan, örneğin Kars’taki bir eğitim kurumuna Muğla’dan bir hekimin kayıt yaptırması gibi yaşanan örnekler, mevcut eğitimlere de katılınmadığı yolunda kuşkular oluşturmaktadır. İşyeri Hekimleri Derneği ve tabip odalarının iyi niyetli eğitim çalışmaları, çok kısıtlı bir hekim grubuna ulaşabilmektedir. Bunlar daha ziyade tabip odalarına yakın olan bir hekim grubudur. Bugün “piyasa koşullarında” işyeri hekimliği yapan hekimlerin çoğunluğu ise, tabip odalarına üye bile olmamaktadır. Bu durum onları aslında piyasa karşısında daha da zayıf konuma iten sonuçlar oluşturmaktadır.

Sendikalaşma oranlarının çok düşük olması ve alanın denetimsizliği işçi sağlığı için oluşan tehditi büyütmektedir. İşini kaybetmemek için işverenlerle OSGB üzerinden arasını iyi tutmak zorunda kalan işyeri hekimleri; meslek etiği, yasal ceza tehditleri, OSGB baskısı altında kalmaktadır.

Sermaye yanlısı, emek karşıtı tüm bu düzenlemelerin sonucunda ülkemizde meslek hastalıklarını tespit edemiyoruz. Bunun temel sebebi olarak yasal “meslek hastalıkları tanılama” süreci öne çıkıyor. Ancak bunun yanı sıra;  giderek piyasa koşullarının, sermayenin çıkarlarının, işçi sağlığı karşıtı yasal düzenlemelerin içinde, üstelik örgütsüz duran zayıf, taşeronlaştırılmış işyeri hekimi figürünün işçi sağlığı konusunda oluşan büyük gedikteki katkısını akılda tutmamız ve buna göre adımlar atmamız gerekiyor.

 

(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28222977.asp

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler