Piyasalaşma ateşi tıp eğitimini de sardı

Tarih : 20 Temmuz 2015

çetin-atasoy-köşeDr. Çetin Atasoy

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

Hekim Postası’nın elinizdeki sayısında konu yaptık: Tıp fakültelerinin kontenjanları artmaya devam ediyor. Yabancı uyruklu öğrenciler de dahil edildiğinde bu yıl toplam tıp kontenjanları 12 bini geçti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Türkiye orta-üst gelir grubu ülkeleri arasında sayılıyor. Türkiye’de nüfus başına düşen hekim sayısı orta-üst gelir grubu ülkeler ile hemen hemen aynı, yani ülkemiz bu açıdan akranlarından daha zayıf değil. Hal böyleyken, popülist politikalarla kışkırtılan sağlık talebini karşılamak için tıp fakültelerine her yıl bir öncekinden daha fazla öğrenci alıyoruz. Hafazanallah bir ekonomik kriz gelir de talebi kışkırtmaya takatimiz kalmazsa, bu düzeydeki kontenjanlarla kısa sürede hekim işgücü fazlası, yani hekim işsizliği sorunuyla karşılaşabiliriz. Aşırı yüksek kontenjanların eğitim olanakları üzerinde yarattığı baskıya eğitim ve araştırma kavramlarının Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla yaşadığı irtifa kaybını eklerseniz bu hekim fazlalılığının, niteliksiz bir fazlalık olarak bir başka iş gücü sorununu da beraberinde getirdiğini tahmin edebilirsiniz.

Tıp eğitiminin bir başka sorunu aynen sağlık hizmetlerinde olduğu gibi özelleşmenin ve ticarileşmenin giderek daha fazla boyunduruğu altına girmesi. Rakamlar hem vakıf tıp fakültelerinin sayısının, hem de aldıkları öğrenci sayısının yıldan yıla arttığını, bu artışın mutlak bir artış olmakla kalmayıp bütün içerisindeki paylarının da büyüdüğünü gösteriyor. YÖK’ün açıklamalarından halen 17 vakıf üniversitesinde tıp eğitimi verildiğini, 19 tane de vakıf tıp fakültesi açma talebi olduğunu anlıyoruz.  Anlaşılan, pahalı ücretlerle edinilebilen özel tıp eğitimi girişimcilerin iştahını kabartıyor, kamu kendi iradesiyle bu alandaki etkinliğini özel sektöre devrediyor.

Nasıl mı devrediyor? Haziran ortasında basına yansıdığı kadarıyla YÖK geçmiş dönemde tıp eğitiminin özelleştirilmesi konusunda pek bir gayretkeş davranmış. 19 Nisan 2012 tarihli Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Genel Kurul Kararı’yla vakıf yüksek öğretim kurumları ile özel hastaneler arasındaki işbirliği kurallarında değişiklik yapılıyor ve yeni kurallara göre işbirliği yapılacak özel hastanenin SGK ile bütün uzmanlık dallarında sözleşmesi olması; işbirliği yapılacak hastanenin yatak kapasitesi, yatak doluluk oranı, kapalı alan büyüklüğü, günlük poliklinik sayısı ve hasta çeşitliliği gibi başlıklarda belirli ölçütleri karşılaması isteniyor. Ayrıca, üniversite tarafından görevlendirilen öğretim üyesi sayısı hastane tabip kadrosunun yüzde 50’sinden fazla olursa, o hastanenin SGK nezdinde üniversite hastanesi niteliğinde kabul edilmesi kararlaştırılıyor.

Belki, “bütün bunların ne zararı var” diye düşünebilirsiniz. Nereden baktığınıza bağlı bu sorunun yanıtı. Hastane sahibi için, zarar ne kelime, şöyle kıyaklara mazhar olunuyor: Hastaneniz  üniversite hastanesine dönüşüverince üçüncü basamak hastane oluveriyorsunuz, bir çok yeni sağlık hizmetini sunmanıza izin veriliyor, SGK’dan her bir işlem için daha fazla para alıyorsunuz, ayaktan hizmetlerde kendi grubunuzdaki hastanelerden yüzde 90 daha avantajlı hale geçiyorsunuz. Vakıf üniversitesi sahibi ise kendi eğitim hastanesini kurma yükümlülüğünden kurtulmuş oluyor. Bu öyle bir “kıyak” karar ki alındığı tarihten sonra vakıf tıp fakültesi açma talepleri adeta patlıyor, 19 müteşebbis daha sıraya giriyor.

Özele yarar, e tabii, kamuya zarar. Zarar, ama ne kadar, henüz bilmiyoruz. Yanıtı SGK’dan bekliyoruz.

Geçtiğimiz Mayıs ayında YÖK bu yanlıştan kısmen döndü. İşbirliği yapılan özel hastanenin üniversite hastanesi kabul edileceğine dair hükmü ortadan kaldırdı. Hemen ardından da SGK bu hastanelerle anlaşmasını iptal etti.

Evet, ama yetmez! Yetmez çünkü, aradan geçen 3 yılda oluşan kamu zararı hesaplanmalı, sorumlusu kimse, YÖK ve/veya SGK, bulunmalı ve hesap sorulmalı, kamu zararı karşılanmalı.

Evet, ama yetmez! YÖK Genel Kurulu kanunla yapılması gereken bir düzenlemeyi yaparak, yani vakıf tıp fakültesi açmak isteyenleri hastane kurma yükümlülüğünden kurtararak, haddini aşmış mıdır, bu da yanıtlanmalı.

2012 yılındaki YÖK Genel Kurulu kararında özel hastanelere vakıf tıp fakülteleri ile işbirliği yapabilmeleri için SGK ile protokol yapmaları koşulu getirilmiş olması, bu hastanelerin eğitim için gerekli hasta sayısı ve çeşitliliğine sahip kılınması gerekçesi ile rasyonalize edilmeye çalışılmış. SGK anlaşmaları iptal olduğuna göre bu fakülteler eğitime devam edebilecekler mi? YÖK bu konuda ne yapmayı düşünüyor? Buna da yanıt verilmeli.

Yukarıda YÖK’ün yanlıştan kısmen döndüğünü söylemiş, “evet, ama yetmez” demiştim. Tamamı, yeterlisi şudur: Sağlık hizmeti de tıp eğitimi de kamusal bir hizmettir, kamu eliyle verilmelidir. Tıp eğitimini ticarete dökemezsiniz! Halkın vergisini ticari emellerinize alet edemezsiniz!

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler