Artık Temmuz olmayacak oğlumuzun adı

Tarih : 20 Temmuz 2015

burhanettin kaya fotoDr. Burhanettin Kaya

ATO İnsan Hakları Komisyonu Üyesi


(Sivas’ı unutmamak için)

Yaşlı ve yorgun, dinlemek göğü
Kaçırmak bakışlarını yerdeki taştan,
Islık çalarak koşar yanıbaşımda ölüm
Yüzünü yitiren şehir, sise gömer sesini,


Öfkeli ve küskün, gözlemek ufku
Çaldım izimi duvardan, çektim çiçekten elimi,
Fenerler yakarak bekler kırılgan sevda
Sesini yitiren şehir, köze gömer yüzünü.

1993 Sivas )

 

Katliamın yaşandığı tarihte Sivas’ta çalışan genç bir hekimdim. Cumhuriyet Üniversitesinde psikiyatri asistanıydım. Uzmanlık eğitimimi sürdürüyordum. Olayın yaşandığı gün Nöroloji rotasyonundaydım. Nöbetçiydim. Çok yoğun bir günün akşamına doğru bölüm başkanımız Şefik (Dener) Hocayı gördüm. Şefik Hoca şehirden gelmişti ve sıkıntılıydı.  “Pir Sultan Şenliğinde olay çıkmış, şehirde olaylar var, çok kötü durum” dedi. İçimi bir sıkıntı bastı. Bilgi almaya çalıştım. Hastane şehir dışındaydı.  Olan bitenden şehre gidip gelenler dışında haberdar olma şansımız yoktu. Servise çıktım. Telefon ederek neler olduğunu anlamaya çalıştım. “Dinciler kültür merkezine saldırmışlar” diyorlardı. “Oteli ablukaya aldılar. Heykeli sürüklüyorlar.  Polis var ama çok az. Asker geldi. Acemi askerler. Bir şey yapmıyorlar.”  Doktor odasının penceresinden Sivas’a doğru baktım.  Dumanlar yükseliyordu. Sıkıntım ve korkum daha da arttı.  Telefonun ucundaki arkadaşlar “Alevler yükseliyor oteli yakıyorlar.” diyorlardı. Sesleri tedirgin, öfkeli,  çaresiz. Yerlerinde duramadıkları seslerinin titreyişinden anlaşılıyordu. Sonrası hastaneye gelen yakılmış ve dumandan boğulmuş ölü bedenler. Ölüm ve kalım savaşında direnen yaralılar… Aziz Nesin, Metin Altıok, Lütfiye Aydın, Cafer Can Aydın, Aydoğan  Yaraşlı, Melahat Yaraşlı… Necdet’i aradım. “Gel, ne yap ne et ama mutlaka gel.” Telefonda “Silah sesleri var, çatışma var bir şekilde gelmeye çalışacağım” dedi. Bir saat kadar sonra yanımızdaydı. Hep birlikte yaralıları yaşatma savaşındaydık. Bir yandan ölenlerin kalp seslerini belki yaşıyorlar umuduyla yeniden dinlerken,  yaşıyor galiba deyip yeniden ressusitasyon yaparken diğer yandan ideolojileri insancıllıklarının önüne geçmiş ya da eritmiş olan bazı tıp öğrencilerin isteksiz çalışmalarını ve arka odadaki muhabbetlerini şaşkınlıkla izliyorduk.

Metin Altıok en ağır yaralımızdı. Şuuru kapalıydı. Yanık ve CO zehirlenmesinden dolayı beyin ödemi vardı. Genel durumu kötüydü. Ben, Necdet Tamamoğulları ve gönüllü diğer asistan arkadaşlar ve öğrenciler hastalarımızın başında sürekli nöbetteydik.  Bir hafta sonra GATA’ya sevk edileceği bilgisi geldi. Büyük tartışmalardan sonra Dr. Necdet Tamamoğulları ve hemşire arkadaşımız Türkan Ayyıldız’ın eşliğinde askeri bir helikopter ile Metin Altıok GATA’ya sevk edildi. Ama kısa bir zaman sonra ölüm haberini aldık. Yaşatmayı ortak bir amaç olarak sahiplendiğimiz Metin Altıok’u kaybettik. Akıl işi şiirlerin,  şiirdeki estetiğin, özenin temsilcisi,  sözcüklerin ustası, duyguların gezgini bir şairi… Metin Altıok’un rahmetli eşi Nebahat Altıok “Onu sizin sevginiz hayatta tuttu. Gittiği yerde sizin sevginiz yoktu, tutunamadı” demişti. “Sizinle kalsa yaşatırdınız, daha çok yaşatırdınız”. Haberi aldığımızda üzgündük. Çok üzgündük. Onu yaşatmak direnişimizin de simgesiydi. Ölüm haberiyle birlikte uzun süre yenilgi duygusunu yaşayarak günleri tükettik.

3 Temmuz sabahı güneşin doğuşunu uykusuz ve yorgunluktan kanlanmış gözlerim, içimde büyüyen öfke ve sıkıntı ile karşılarken kendi kendime herhalde hayatımın şimdiye dek yaşadığım en ağır travması demiştim. 12 Eylül döneminde Diyarbakır cezaevindeki tutsakların avukatlığını üstlenen, onurlu mücadelesinin bedelini Diyarbakır cezaevinde 8 ay kalarak, işkence görerek ödeyen ve ardından 32 yıllık sürgün hayatı sürdürerek geçiren babamın deneyimlerinin ruhumdaki travması kadar ağır.

O sabah yazdım yukarıdaki şiiri. Şair Hasan Hüseyin’in Temmuz’u güzelleştiren, Mayıs gibi, Haziran gibi, Ekim gibi coşkulu yapan, devrimci yapan “Bir oğlum olacak adı Temmuz” şiirini hatırlayıp ne yazık ki Temmuzun bu gücünü yitirdiğini düşünerek. Bize Hasan Hüseyin ve oğlu Temmuz’u unutturan bir günü, artık çocuklarımıza adını koyamayacağımız, kendini katliamla karartan bir ayı hatırlayarak…

Sivas Katliamı ne kadar unutturulmak istense de unutulmayacaktır. Unutulamayacaktır. Sadece Sivas değil. İnsanlığa karşı işlenen tüm suçları, katliamları, Dersim’i, Kahramanmaraş’ı, Roboski’yi  ve diğerlerini hatırlatacaktır.  2 Temmuz insanlığa karşı işlenen suçlarla mücadele günü olarak, tüm katliamların, soykırımların unutulmaması için tescil edilmelidir. Her gün yenilerine IŞİD’ın hunhar katliamlarında tanık olduğumuz insanlığa karşı işlenen suçlarla topyekûn ve küresel ölçekte mücadele etmek, bir dayanışmayı direnci örmek için bu uluslararası anma gününe, bu mücadele gününe ihtiyacımız var. Bu mücadele toplumsal barışı ve insan yaşamını korumayı amaç edinen tüm hekim, sağlık çalışanları ve emekçi örgütlerinin sorumluluğu olmalıdır.

 

 

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler