Sağlıkta Şiddet Nasıl Sona Erecek?

Tarih : 05 Haziran 2015

ebru basa

Dr. Ebru Basa
ATO Genel Sekreteri

29 Mayıs 2015 tarihinde bir meslektaşımızı daha sağlıkta dönüşüme kurban verdik. Samsun Merkez Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Hastanesinde görev yapan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kamil Furtun çalıştığı hastanede uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralandı ve çalışma arkadaşlarının tüm çabalarına rağmen ne yazık ki yaşamını kaybetti. Olayın gerçekleşme biçiminden saldırganın silahlı olduğunu fark eden meslektaşımızın müdahale etmek isterken saldırıya uğradığı anlaşılıyor. Basından öğrendiğimiz kadarıyla katil bu kez bir hasta ya da hasta yakını değil; kısa süre öncesine kadar hastane kantininde çalışmakta olan bir kişi.
Acı bir tesadüf eseri bundan üç yıl önce, 17 Nisan 2012 tarihinde Gaziantep’te çalıştığı hastanede bir hasta yakınının bıçaklı saldırısı sonucu yaşamını yitiren meslektaşımız Dr. Ersin Arslan da bir Göğüs Cerrahisi uzmanıydı. Şiddet verilerinin raporte edildiği ve TTB ve bağlı odaların şiddet konulu çalışmalarının derlendiği Türk Tabipleri Birliği Şiddete Sıfır Tolerans Çalışma Grubunun web sayfasındaki “Kaybettiklerimiz” bölümünde silahlı saldırı sonucu yaşamını kaybetmiş olan meslektaşlarımızdan üçünün Göğüs Cerrahisi ve birinin de Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanı olduğu bilgisi yer alıyor. Aynı sitede, bir SABİM şikayeti üzerine hazırladığı savunması elinde iken yine çalıştığı hastanede yaşamına son veren Acil Tıp Asistanı Dr. Melike Erdem’e de son derece anlamlı bir biçimde “hekime yönelik şiddet sonucu kaybettiğimiz” meslektaşlarımızın arasında yer verilmiş.
Bazı güncel şiddet verilerini paylaşmadan ve şiddetin son bulması için verilen mücadelede hangi noktada olduğumuzu belirtmeden önce doğrudan silahlı saldırı sonucu yaşamını kaybeden meslektaşlarımızın uzmanlık disiplinleri gereği mesleki yaşantıları süresince büyük ve riskli operasyonlar gerçekleştirmek zorunda olduklarını bir kenara not edelim. Söz konusu uzmanlık alanlarında görev yapan hekimlerin tıbbi kötü uygulamalar konusundaki yasal mevzuata rağmen yine bu disiplinlerin doğası gereği defansif davranamayacaklarını da notlarımıza ekleyelim.

Sağlıkta Şiddette Ne Durumdayız?
Ankara Tabip Odası’nın 9 Mart 2015 tarihinde Bilgi Edinme Yasası kapsamında sorduğu sorulara verilen yanıtlardan edindiği şiddet verileri Beyaz Kod sisteminin aktive olduğu tarihten itibaren günümüze kadarki tüm vakaları içermektedir. Bu yanıta göre Beyaz Kod sistemine 14 Mayıs 2012’den 9 Mart 2015’e kadar toplam 31 bin 767 şiddet başvurusu gerçekleştirilmiştir. Şiddete en çok hekimler maruz kalmaktadır. Bu tarihler arasında gerçekleşen şiddet vakalarının 10 bin 945’i fiziksel, 20 bin 822’si sözel şiddet vakasıdır.
Şiddete uğradığı gerekçesiyle başvuru yapan sağlık çalışanları arasında 18 bin 42 hekim ve 13 bin 725 hekim dışı sağlık personeli yer almaktadır.  Bu süre zarfındaki 35 aylık şiddet verisinin ortalaması alındığında her ay yaklaşık 907 bildirimde bulunulduğu ve bu orana göre günlük şiddet bildirim ortalamasının 30 olduğu anlaşılmaktadır.
Her ay 313 fiziksel şiddet vakası (Yumruk, darp, linç, sopa, silah, delici, kesici aletler aracılığıyla) ve 595 adet sözlü şiddet vakası (Küfür, alay, aşağılama yoluyla) yaşanmaktadır.
Her ay 515 hekim sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.

Bakanlık Önlem Almıyor mu?
Sağlıkta şiddetin önlenmesi konusunda Sağlık Bakanlığının bütünlüklü bir tutum belgesi yok ama buna zaten yapısal olarak imkan da yok çünkü Bakanlığın şiddete yaklaşımı mevcut sağlık ortamının şiddetin üremesi için adeta bir tür besiyeri işlevi gördüğü gerçeğini inkara dayanıyor. Şiddetin kışkırtılmış sağlık hizmeti talebiyle bağını kurmaktan özenle kaçınan bu yaklaşım Sağlıkta Dönüşüm Programının hastaneleri sağlık çalışanları açısından nasıl bir can pazarına dönüştürdüğü gerçeğini de görmezden geliyor. En genel anlamda vurgulanması gereken Türkiye’de OECD ortalamasının çok üzerinde bir poliklinik başvuru sayısına ulaşılmış olduğu gerçeğidir. Verimlilik kriterlerine uygun bulunmadıklarında Birlik bünyesinde küme düşme olasılığı olan, işletmeleştirilerek kendi gelirlerini yaratmak zorunda bırakılan kamu hastaneleri şiddet vakalarının en çok gözlendiği sağlık kuruluşlarıdır. Birlikler bünyesinde şiddet vakalarının görülme sıklığında ilk sırada Eğitim ve Araştırma Hastaneleri yer almakta ve ardından Devlet Hastaneleri gelmektedir. Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ve Devlet Hastaneleri aynı zamanda en çok poliklinik başvurusu yapılan sağlık kuruluşlarıdır. Şiddet yine en çok bu hastanelerin polikliniklerinde ve hemen ardından yine bu hastanelerin acil servislerinde yaşanmaktadır. Ülkemiz aynı zamanda OECD ülkeleri içerisinde nüfusunun üzerinde acil başvurusu yapılan tek ülkedir.

Hal böyle iken..
36 saat aralıksız çalışmak zorunda bırakılan, yorgunluk ve uykusuzluktan neredeyse ayakta düş gören, performans baskısı altında bezdirilen ve her türlü angaryaya zorlanan, çalışma koşullarına bağlı onlarca mesleki riskle ve iş kazası ihtimaliyle baş başa bırakılan sağlık çalışanlarının insanlık dışı çalışma koşullarını iyileştirmeden, ölçülüp değerlendirilmesi mümkün olmayan o galat-ı meşhur “hasta memnuniyeti” beklentisine karşılık vermesini beklemek en hafifinden insafsızlık değil midir? Bugün retro bulunabilir ama epikriz raporlarındaki “Şifa” ya da “Salah” dahi o müphem “hasta memnuniyeti”nden daha ele avuca gelir kavramlardı. Dolayısıyla öncelikle şiddetin bir yan ürün olduğunu kabul etmek ve şiddetin ürediği çürümüş sağlık ortamının iyileştirilmesi için mücadele etmek zorundayız.
Öteki türlü sayılarla da ortaya konulduğu üzere yeni alınan ya da geliştirilen tüm teknik önlemlere, yasal mevzuata, hastanelerdeki çalışan güvenliği komitelerinin ve Meclis’teki araştırma komisyonlarının varlığına rağmen şiddetin son bulmak şöyle dursun neden bir türlü azalmadığını ve şiddete neden yeni kurbanlar vermek durumunda kaldığımızı anlayamayız.

Yasımızı tutalım ama yalnızca yas tutmakla kalmayalım çünkü sağlık bir sermaye birikim alanı olarak görüldüğü ve bu alan kar beklentisiyle şekillendirildiği sürece sağlık ortamındaki kirlenme ve çürümenin de önüne geçilemez ve yine şiddet kanıksanır ya da olağanlaşırsa “görevi başında öldürülmek” bir süre sonra hekimliğin de fıtratından sayılacaktır.
Buna izin vermeyelim.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler