Olimpos’un Hermesi Reis’in Medyası

Tarih : 05 Haziran 2015

burhanettin kaya foto

Dr. Burhanettin Kaya
ATO İnsan Hakları Komisyonu Üyesi

Olimpos’un en ikircikli tanrısı olan Hermes diğer tanrılar ve insanlarla iletişimini sağlayan tanrı olarak bilinir. Zeus’un ulağıdır. Söz tanrısı, sözün efendisidir. Sözleşmenin, yeminin, hile ve yalanın tanrısıdır. Hermes aynı zamanda tüccarların ve hırsızların koruyucusu, özel mülkün gözeticisi, beklenmedik servetlerin tanrısıdır. Altın sopasıyla insanları uyutup uyandıran, eşyayı değiştiren, olayları çarpıtan tanrı…
Mitolojinin bu özgün karakteri günümüzde neyi bize çağrıştırıyor? Neye karşılık geliyor? İktidarın bir siyaset aracı olan, kapitalizmin yeniden üreticisi, holdinglerin pazarlama aracına dönüşmüş medya değil mi?
Olympos’un Hermesi aslında kapitalizmin, Türkiye’de ise iktidarın, özellikle Reis’in Medyasıdır. Medya kapitalist sistemde iletişimin, bilginin denetimini üstlenen, yönlendiriciliğini yapan, bunu yalan üreterek yapan, bunu iktidar ve egemenler adına yapan kurum haline dönüşmüştür.
İletişim “anlamlandırma” mekanizması üzerinde çalışır. Bunu dili kurarak yapar. Dil kendiliğinden olan değil inşa edilen bir şeydir. Medya bu dili inşa eder. Medya gerçekliği yalnızca yeniden üretmez, onu tanımlar da. Söylem Çözümlemesi ve Eleştirel Söylem Çözümlemesi alanlarında çalışmalar yapan ünlü dilbilimci van Dijk böyle söylüyor.
Diğer ünlü bir dilbilimci Chomsky ise devlet ve özel sektörün propagandasını yapmanın medyanın hizmetleri içinde önemli yer tuttuğuna vurgu yapıyor. Chomsky, egemen seçkinlerin medyayı kontrol ettiğini, medya patronlarının fikirlerin kitlelere ulaştırılmasında söz sahibi olduğunu ve yönettikleri medyanın kamuoyunu yönetme-biçimlendirme işlevi olduğunu söylüyor. Toplumsal yaşamın her kesimine giren, insan beyninin gözeneklerine işleyen, menzili sınırı aşan ve dünyayı «küçülten» bir güçtür medya. Zihin yönlendirme aracı olarak Devletin İdeolojik Aygıtlarından biridir, Gramsci’ye göre siyasetin en önemli etkinlik aracıdır. Siyaseti giderek bireylerin yalnızca zihinlerinde oluşturulan anlamsız ve karmaşık imgelere dönüştürür.
Medya belli gerçekleri hiç görmez ve duymazken belli gerçekleri hak ettiğinden fazla öne çıkararak, resmi açıklamaları tartışmadan doğru kabul edip sunarak bir operasyonun asli unsuru olmaktadır. Ana akım medya “biz ve onlar” üzerinden kurduğu, ötekileştirici yaklaşım ve söylemleri ile toplumsal çatışmaları yeniden üretmektedir. Egemen ideolojinin ve iktidarın lehine olan söylem de toplumsal parçalanmışlığı süreğen kılmaktadır.
Peki bunu nasıl yapar? Habercilik adına habersizleştirme, iletişim adına manipülasyon ve şaşırtmaca yaratarak… Kamuoyu oluşturma adına tekellerin, egemenlerin, iktidarın sözcülüğünü yaparak. Bunu da “söylem”le yapar. Söylemi kendi çarpık, ötekileştirici, şiddet içeren dilinde kurarak… Bu nedenle bizim bu eylemi, bu söylemi eleştirel bir bakışla çözümlememiz ve görünen gerçekliğin altındaki gerçeği, inşa edilen dilin altındaki özü açığa çıkarmamız ve ifşa etmemiz sorumluluğumuz olmalıdır.
Nefes alma ile boğulma, özgürlük yolunda adım atma ile köleliği perçinleme arasındaki tercihimizi hayata geçireceğimiz seçime 10 kala yandaş medyanın son hızla iktidarın sözcülüğünü, Hermes’liğini yapmaya devam ettiğini, Başbakanın seçim gezileri, Cumhurbaşkanının “halkla buluşma” olarak tanımlanan ve tuvalet dâhil bilcümle toplu açılış seremonilerini içeren seçim turlarını sunmaya devam ediyor. Yalanlar, ötekileştirmeler, çarpıtmalar, Nazım’ın “mübalağa cenk olundu” diye ifade ettiği abartılar, şiddet söylemi ve tehditlerle süslü olarak. Ama bastırılan dürtü bulduğu bir açıktan dışarı sızmayı başarır her daim. TRT’nin altyazı sürçmesi bunun en özel örneği “Cumhurbaşkanı Erdoğan” ve “Başbakan Erdoğan”ın birlikte yaptıkları açılış haberi gerçeği kendiliğinden görünür kılıyor.
Ama muhalefet, özgürlüğü eşitliği, dayanışmayı, çevreyi korumayı, şiddet söylemini yok etmeyi, barışı gerçeklik yapmayı, halkların demokratik birlikteliğini ütopya olmaktan çıkarmayı ve daha bir sürü güzel şeyi amaçlayan demokratik ve toplumcu muhalefet, bir yandan ana akım medyanın göz ardı edemeyeceği bir toplumsal tepki gücü yaratırken, diğer yandan geleneksel medyadan farklı bir etkileşimli iletişim olanağı sağlayan, sosyal medyayı-yeni medyayı etkin biçimde kullanıyor. Özgün ve yaratıcı biçimde… Gezi direnişi ile başlayan orantısız zekâ örnekleriyle bezeyerek. İktidarın işgaline, baskısına ve yasaklarına rağmen zihinlere ulaşmaya, eleştirel düşündürmeye, görünenin altındakini görünür kılmaya, aydınlatmaya, umursatmaya, farkındalık yaratmaya, toplumun değiştirme gücünü anımsatmaya devam ediyor…
Bize düşen geleceği çizmekteki sorumluluğumuzu hissetmek, emeğimizin ve inancımızın farkına varmak. Soluklanmanın resmini çizmek, doğayı, insanı ve hayatı sevmenin, ayakta durmanın resmini çizmek. Balıkları, martıları, ellerimizden doğan ağacı ve yapraklarını koyarak üstüne. Durmamak. Demokrasiye, özgürlüğe, barışa, toplumcu bir geleceğe umudumuzla ve inancımızla çevremize ışımak. Yedi haziran akşamını coşkuyla kucaklamak için…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler