Soba, pencere camı ve iki ekmek istiyoruz*

Tarih : 01 Nisan 2015

ebru basaDr. Ebru Basa
ATO Genel Sekreteri

TTB Halk Sağlığı Kolu ve Ankara Tabip Odası’nın işbirliğinde düzenlenen 14. Dr. Nevzat Eren Ulusal Halk Sağlığı Sempozyumu 21 Mart Cumartesi günü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel konferans salonunda gerçekleştirildi. Düzenleme kurulu bu yılki sempozyum için “Sağlıklı Kent Olmak” temasını seçmişti. Bu sayede bugün artık halk sağlığı alanında her biri birer ekol kabul edilen hocalarımız kamucu şehir ve bölge planlama geleneğinin amiral gemisi ODTÜ’den hocalarımızla aynı çatı
altında buluşmuş oldu. Yanı sıra yerel yönetimlerden ve demokratik kitle örgütlerinden temsilcilerin reel deneyim aktarımlarını da aynı başlık kapsamında birlikte dinleme imkanı bulmuş olduk. Mersin ve Bursa Tabip Odalarının yönetici kurullarında ve komisyonlarında görev yapan değerli meslektaşlarımızın ilgiyle dinlediğimiz sunumları sayesinde sağlıklı bir kentte/sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı mücadelesinde tabip odalarının ve onların özverili- kararlı-direngen unsurlarının öncü rolüne de ayrıntısıyla vakıf olduk.

Sempozyum bileşenlerinin tümü burjuva iktisadının temel önermesi olan “kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sınırsız” mottosunun önsel olarak reddedilmesi gerektiğinde ve sağlık başta olmak üzere tüm kentsel hizmetlerin kamusal bütçeden karşılanmak zorunda olduğunda hemfikirdiler. Doğal kaynakların piyasanın gereksinimleri doğrultusunda talan edilmesine ve yağmalanmasına karşı memleketin dört bir yanında süregiden direnişler ve yaşam alanlarının tahribatına karşı ölçeğiyle meselenin “birkaç ağaç” meselesi olmadığını kanıtlayan Gezi direnişi sempozyum bileşenleri tarafından ayrıca saygıyla selamlandı. Sağlıklı barınma, sağlıklı içme ve kullanma suyuna ulaşım (daha doğrusu kullanım suyunun da gönül rahatlığıyla içilebilir nitelikte olması), temiz hava soluma ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının bir insan hakkı olduğu, devletlerin bu hakları yurttaşlarına temin etme yükümlülüğü bulunduğuna değinildi ve devlet aygıtının sınıfsal niteliğinden bağımsız olarak yurttaşların bu temel hakları talep etmesinin meşruiyeti vurgulandı.

Kır ve kent düzleminde mücadele
Ekonomik birim olarak kentin ve bir tarihsel sınıf olarak burjuvazinin ortaya çıkışında sanayi devriminin payı var. Üretim araçlarındaki gelişme yani buharlı motorun dokumacılıkta kullanılmaya başlaması üretici güçleri
geliştirirken zanaatkarlığa dayalı manifaktür tipi üretim tarzını da çözmüş. Kentler esasen kapitalist üretim tarzı içerisinde iki modern sınıfın yani üretim araçlarını mülk edinmiş olan burjuvazinin ve işgücünden başka satacak şeyi olmayan proleteryanın tarih sahnesine çıktığı coğrafi ölçeği de tanımlıyor. Güncel demografik veriler ışığında nüfusun ezici çoğunluğunun kentlerde yaşamakta olduğunu/tarımda istihdam edilen nüfusun giderek azaldığını ve geçici/ mevsimlik işçiliğin yarı kentli karakterini de hesaba kattığımızda ücretli emeğin giderek kentlileşmekte olduğunu da söyleyebiliriz. Hem sermayenin ve hem de çalışan sınıfların merkezileştiği ve yoğunlaştığı kentler tam da bu nedenle işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanabildiği ve yaşamı durdurabildiği asal coğrafi birimler. Sempozyumdaki sunumlardan birinde yaşamını kentte sürdürüyor olmanın her zaman kentin kalbine yakın olmak anlamına gelmeyebileceği belirtilmiş ve kentsel atmosferi belirleyen ideolojik/kültürel kodlardan yığınsal olarak etkilenmeyen bir nüfusun varlığına işaret edilmişti. Bu durumda tarihte zorun ve ideolojinin rolü tartışmasına kıyısından da olsa mecburen gireceğiz; çünkü işçi sınıfı ezici çoğunlukla kentlerde yaşamasına rağmen aynı ezici çoğunlukla tarihsel kurtuluşcu büyük anlatılardan ziyade geleneksel ideolojilerden etkilenebiliyor. Bu durumda adlı adınca köylü olmalarına rağmen Yırca, Çekerek ya da Akkuyu halkının suyuna, havasına, toprağına sahip çıkmasına yan mı bakacağız? Gayrimüslim azınlıkların yaşadığı kadim kentsel yerleşimler olan Ayvansaray, Balat, Hacıhüsrev halkı kadar direniyor çünkü onlarda…

Sağlıklı kent olmak ya da olmamak…
Sempozyum sayesinde bir kez daha anladık ki kentsel ve bölgesel eşitsizliklerin ortadan kaldırılmadığı
koşullarda sağlıklı barınmak; sağlıklı ve güvenli içme ve kullanma suyuna ulaşmak; temiz hava solumak zor. Çünkü sağlık tek başına fiziksel, biyolojik, psikolojik iyilik hali değil; sağlığın toplumsal belirleyicileri var. Üretimin toplumsal karakterine rağmen mülk edinmenin özel biçimi arasındaki çelişkinin bu hizmetin karakterini belirlemeyeceğini söyleyebilir miyiz? Bu toplumsal belirleyicilerin varlığını elbette şu ya da bu nedenle hesaba katmayabiliriz; belki bu alanın piyasanın görünmez eli tarafından düzenlenebileceğine
inancımız vardır ya da böyle düşünmeye mecburuzdur. “Büyük düşündüğümüzde” Ankara’nın en
genç hastanesini çürümeye terk etmek bize olağan gelebilir. Ya da bir afet halinde yeni Türkiye’nin
yeni şehir hastanesi kampüsüne giden yolun da çökebileceği ve bu takdirde hastaneler tek bir alanda merkezileştiği için helikopter ambulanslarla bile sağlık hizmetine ya da afetzede sağlıkçılara erişimin imkansızlaşabileceği aklımıza gelmez. Kısmi iyileştirmeler yapmaya ya da önünde sonunda tıkanacağını
bildiğimiz yan yollar açmaya uğraşabiliriz ama her ne yaparsak yapalım saydığımız bu üç komponentin
sağlığın toplumsal belirleyicilerinden mutlak izolasyonunu başarmamız yine de olanaksızdır.

Sempozyum bileşenleri yazının başında da belirttiğim gibi yurttaşlık hakları bağlamında mutlak bir eşitlik zemininden hareket edilmesi gerektiği konusunda hemfikirdiler. Yanı sıra merkezi planlama olmaksızın bölgesel eşitsizliklerin giderilemeyeceği görüşünde ortaklaşıldığını ve artık demode hale gelen adem-i merkeziyetçilik ya da yerelleşme tartışmasına bu sempozyumda böylelikle nokta konduğunu da belirtebiliriz. Kısacası; tarih son bulmadı ve yine ne varsa “büyük anlatılar”da var.

*Yılmaz Güney’in “erketecilikle”, “tufacılıkla” yaşamını sürdürmeye çalışan ve bugün kentsel dönüşümle yersiz-yurtsuzlaştırılmış Çinçinbağları halkını anlattığı romanı.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler