Sözün bittiği yer

Tarih : 02 Mart 2015

burhanettin kaya fotoDr. Burhanettin Kaya

ATO İnsan Hakları Komisyonu

Yalan

Öncesiz bir geleceği nasıl yaşarsın dedi kapı aralığından bakan ömür. Bir resmi görmeden sevmek mümkün mü? Duymadığın bir isim ne kadar tanıdıktır hayatında. Ne kadar yabancıdır tınısı isyanın… Kum havuzunda oynarken yiter mi sevincin. Düşlerindeki sen değilsen eğer kim o arzuyu özleyen. İzleyen kim karanlığın ışıklarını… Güneşi sıvarken balçıkla, aydınlanır yüzün yalanla. Yasını tutamazken anneler, taziyeler ne kadar içten. Yuhalanırken ölü çocuk anneleri ne kadar insan, başsağlığı dileyen? İtelerken, dilini konuşmak, hayatını yaşamak isteyen bir halkı, ne kadar gerçek uzattığın el… Ne kadar hakiki aldığın nefes?

Boşa dememiş şair, kehribar gülüşlü akbabalar indi yeryüzüne, gri kanatlarıyla kararttı geceleri… Umudu ve barışı savunurken vurulan ölü bedenler üzerinde kurdu korku imparatorluğunu, özgür bir hayatı düşlerken asılan…

Haziran
Tarihi değiştiren tarihler vardır. Hayatın akışını değiştiren. İnsanı değiştiren tarihler. Kötülükleri de örebilir bir ağ gibi hayatın üstüne, güneşin önüne karanlıkları dizer, ya da gündoğumu gibi ışıtır doğayı, taşı, toprağı, yeşili, ırmağı…
Aylardan Haziran tarihin önemli ve ünlü dönemeçlerini taşır. Direnişler vardır Haziran ayında, güneşin ışıklarıyla süslenen. Hüzün vardır. Nazım’ın aramızdan ayrılışı, ölmek zor olan Haziran. Ve direniş 100 yıl sonra Gezi’de kendini bulur yeniden.
Bu umudun bir Haziran sabahı karanlığa bürünmemesi, ortaçağ habercisi bir adımla ezilmemesi için sorumlu her nefes, her atan yürek, her isyan.
Katil kim
Çocukluğumuzun en heyecan verici oyunlarındandır. Ebe tüm maharetiyle katili bulmaya çalışır. Grup ortak heyecanı ve o anda oluşan dinamiğiyle katili gizler ebeden. Oysa katil ortadadır. Oradadır. Her daim gösterir kendini… Görünmez gibi görünür ama aslında görünürdür. Görünürü görünmez kılmaya çalışsanız da bu olanaksızdır. Ebe üç beş hamleden sonra bir çırpıda buluverir katili.

Özgecan
Jack Sequela’nın ünlü ve popüler eseri “Anneme Reklamcı Olduğumu Söylemeyin… O Beni Bir Genelevde Piyanist Sanıyor” bir zamanlar çok okunan kitaplardandı. Tarihe mal olmuş çeşitli hallere bürünmüş ve mizahın nesnesi olmuş bir söz dizimiydi kitabın adı.
Herkes sayısı yüzde 1400 artan cinayetlerin öznesi olan kadınların katilinin de bir erkek olduğunu sanıyor. Yalnızca bir erkek. Tek başına. Oysa bu erkeğin içine sızan iktidarı ve iktidarın içine gizlenen erkeği kimse görmüyor. Aynen oyundaki görünmez olmaya çalışan ama her daim göz önünde olan katil gibi… Resmi erkândan medya simsarlarına herkes kolayını buluyor. Tecavüzcü ve katil, vahşi, sapık, kötü, ama aynı zamanda psikolojisi bozuk, madde kullanan, babasının istismar ettiği, reddedilmiş, tahrip ve tahrik olmuş, kader kurbanı bir erkektir. Olay münferittir. Bunların altında aslında “kadın ve erkek eşit değildir, çalışan kadının sonu bellidir, hamile kadınların sokakta gezmesi ayıptır, en iyi kadın evde kalan annemizdir, bir kadın (!) 9 yaşında da evlenebilir“ diyen zihniyet yoktur. Alan razı satan memnundur.

Mavi otobüs
Ahmet Kaya, Bora Ayanoğlu’nun kültleşmiş şarkısı olan Fabrika Kızı’nı kendince yorumlarken bir mavi otobüsten söz ederdi. “Bir mavi otobüs gelirdi, seni alır giderdi, o mavi otobüs var ya, seni alır giderdi” derdi. Erkek iktidar kadınları pembe otobüsle alıp gitmeye kararlı. Hem de ısrarlı. Bir işçi kadının fabrikaya gelirken ve giderken bindiği otobüsleri pembeye boyayarak ve ayrımcılık yaparak… Tecavüzü erdem sayan anlayışa derli toplu yeni bir hedef sunduğunun farkında olmayarak. Kadınlara tecavüz edilebilir, şiddet uygulanabilir, öldürülebilir algısı yaratarak…

İsyan
Daldan dala atlasa ve sözcüklere konsa da sorulacak ne çok soru var ve verilecek ne çok cevap… Söylenecek ne çok söz… Ne çok isyan…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler