Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tekrar Gündemde…

Tarih : 26 Ocak 2015

Dr. Çetin Atasoy

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı

çetin-atasoy-köşe

16 Ocak’ta AKP TBMM’ye Sağlık Bilimleri Üniversitesi adında bir üniversite kurulması için teklif verdi. Bilindiği gibi bu yasa teklifi daha önce de meclis gündeminde olmuş, ancak nedendir bilinmez geri çekilmişti.
İlk gündeme geldiğinde Ankara Tabip Odası olarak bir basın açıklaması yapmış, bu üniversiteye “Sağlık Bakanlığı Üniversitesi” adının daha yakışacağını söylemiştik.
Tasarıya göre, bu üniversite tıp fakültesi, sağlık bilimleri fakültesi ve sağlık bilimleri enstitüsünden oluşacak. Üniversite İstanbul’da kurulacak.
Kamu üniversitesi olacak ama vakıf üniversitesi gibi mütevelli heyet ile yönetilecek. Mütevelli heyette sağlık bakanı, sağlık bakanı müsteşarı, rektör, bakanın seçeceği bir üye, Yükseköğretim Kurulu’nun seçeceği bir üye bulunacak, mütevelli heyetin başkanı Sağlık Bakanı olacak. Mütevelli heyetin üç üyesi tamamen bakanlığın denetiminde, başkan da zaten bakanın kendisi. Üniversite ruhuna, özerkliğine, akademik bağımsızlığa taban tabana zıt bir yapılanma.
Rektör nasıl seçilecek? Öğretim üyelerinin oylarıyla mı? Hayır. Mütevelli Heyet 6 aday öneriyor, Yükseköğretim Kurulu 3’e indiriyor, bu 3 adaydan birini cumhurbaşkanı atıyor. İleri demokraside öğretim üyelerinin aklına, fikrine, oyuna gereksinim yok zaten.
Üniversite uygulama ve araştırma merkezi açamayacak, bunun yerine ülke genelindeki eğitim ve araştırma hastaneleriyle “birlikte kullanım protokolü” yapacak. Bu eğitim ve araştırma hastaneleri üniversitenin uygulama ve araştırma merkezi kabul edilecek. Tıp fakültesinin öğretim üyesi kadroları il bazında belirlenecek ve her bir hastaneye (bunlar artık üniversitenin uygulama ve araştırma merkezidir) tahsis edilecek. Öğretim üyesi atamaları bu kadrolara yapılacak. Bu durumda teorik olarak A kentinde çalışan bir eğitim görevlisi/akademisyen üniversiteye başvurur ve kabul görürse B kentindeki bir kadroya atanabilir ve orada çalışmak durumunda kalabilir. Bu teorik olasılık, pratikte nasıl ve ne yaygınlıkta gerçekleşecek, hep birlikte göreceğiz.
Bu üniversiteye 300 profesör, 1200 doçent, 90 yardımcı doçent kadrosu ihdas ediliyor. Kuşkusuz bu kadroların hepsini tıp fakültesi kullanamayacaktır.
Eğitim ve araştırma hastanelerindeki akademik ünvanı bulunan eğitim görevlisi meslektaşlarımızın bu üniversitenin kurulmasıyla birlikte özlük haklarına ilişkin olumlu gelişmeler beklentisi içine girebileceklerini tahmin ediyorum. Bu arkadaşlarımız gerçekten de, özellikle de emeklilikteki özlük hakları bakımından, üniversitedeki meslektaşlarımızdan geri durumdadır. Bu üzücü durumun mutlaka düzeltilmesi gerekir.
Ancak, Sağlık Bilimleri Üniversitesi acaba beklentileri karşılayabilecek mi? Bu, aşağıda sıralayacağım nedenlerle son derece kuşkuludur.
Üniversiteye tahsis edilen kadro sayısı, hali hazırda eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan ve bazıları kadro beklentisi içerisinde olabilecek doçent ve profesör ünvanlı eğitim görevlilerin sayısından çok daha azdır. Bu kadroların bir kısmı üniversitenin tıp dışı fakülte ve enstitülerine, bir kısmı da eğitim ve araştırma hastanelerinin bünyesinde bulunmayan temel bilimlere ayrılacaktır. Üstelik bu sınırlı kadrolar, üniversite ve özel sektördeki meslektaşların başvurusuna da, doğal olarak, açıktır. Yani, çoğunluk gönlündeki kadroya kavuşamayabilir.
Ayrıca, acaba kadrolara başvurular adil ve liyakata uygun olarak değerlendirilecek mi? Yasa tasarısında Mütevelli Heyetin görevleri arasında öğretim üyesi kadrolarına yapılacak atamalara ilişkin Rektör tarafından yapılacak teklifleri karar bağlamak da bulunuyor. Son yıllarda, bir çok kamu ve vakıf üniversitesinde, “adrese teslim” kadro ilanları yapılıyor. Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde olan bu mütevelli heyetin, jet profesör sayısının yüzlerle ifade edildiği bir dönemde bu kadroları adil ve liyakate uygun olarak kullanacağına güvenebilir miyiz?
Mütevelli Heyet tarafından yönetilen ve Mütevelli Heyetin hükümetin denetiminde olduğu bir üniversitede bilimsel özerklikten söz edilebilir mi? Bilimsel özerklik üniversitenin Anayasa ile koruma altına alınmış bir unsurudur. Öyleyse, bu tasarı Anayasa’ya aykırı değil midir?
Bir çok tıp fakültemizin alt yapı ve akademik kadro sorunları henüz çözülememişken, ülkemizde nüfus başına düşen tıp fakültesi sayısı Avrupa ve OECD ülkelerinden kat be kat fazla iken, İstanbul’a tıp fakültesi kurmayı öngören bu tasarı kaynak savurganlığı anlamına gelmez mi?
Özetle, bu üniversite tasarısı demokratik değildir, anayasaya uygunluğu tartışmalıdır, yandaş kadrolaşmanın yeni ve verimli bir ortamı olması çok muhtemeldir. Hep birlikte karşı durmalıyız.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler