…Kirlendi dünya

Tarih : 26 Ocak 2015

 

“Rengârenk biburhanettin kaya fotor yeryüzünün destansı ozanı Yaşar Kemal’in sağlığına” 1

Dr. Burhanettin Kaya
Ankara Tabip Odası  İnsan Hakları Komisyonu Üyesi

Kimse kirin ne olduğunu bilmiyor. İçinde ne taşıdığını… Aslında kir denen şey etrafımızda var olan organik ve inorganik onlarca nesneden dökülmüş küçük artıklar kolonisi. Her zaman tiksindirici değil… Kirli olan her şey pis değil. Pis olmak başka bir şey… Bulaşan ve kolay kolay çıkmayan bir şey… Temizlenmesi gereken bir şey…
Doğada birçok şey kirlenir. Yağmurla, fırtınayla… Bozkırların tozunu giyinen rüzgârla, rüzgârda yüzen yapraktan kayıklarla… Bu kirli dünya aslında doğaldır. Doğanın kendi devinimidir…
Derdimiz bu kir değil… Derdimiz pis olan kir… Beyaz görünen kir…
Sözcükler kirlendi. Yaşamın bütün dokularına sızan ve onu dönüştüren, doğayı kendine yabancılaştırarak tüketen, insanı kendine yabancılaştırarak sömüren kapitalizm, önce sözcükleri kirletti. Dünyanın dört bir yanına yaydığı şiddeti önce kutsal nidalarla sonra kutsanmış amaçlarla süsleyerek. İşgalin adını sonsuz adalet, ölümün adını hayata dönüş koydu. Savaşın ve kıyımın adını barış. Demokratik haklarını kullananlara çapulcu, direnenlere Vandal dedi. Kendileri emperyalist dünyanın mandalı kalmaya devam ettiler bir yandan…
Su kirlendi… Irmaklar… Ardından denizler, göller. Savaşlarda dökülen kan, fabrikalardan sızan yağ ve sömürenlerin şaşaalı hastalıklarıyla… Katı-sıvı radyoaktif atıklarıyla…
Toprak kirlendi. Yağmurlar yıkamaya yetmedi kuraklığın pasını. Açlığın ve yoksulluğun pençesinde kuruyan Afrika’nın çatladı bağrı çöl güneşiyle. İnce insan bedenleri koca tabaklardaki küçük lokmalarla direndi hayata bir yandan…
Ateş kirlendi. İlk insanı doğanın efendisi yapan… Ortaçağda merakı yaktı, özgür düşünceyi, hayata soru sormayı… Farklı olmayı alevlerle örttü, isyanı dumanda boğdu. İslendi dünya, sise büründü gök, gündüzü kararttı. Kimi zaman devrimi de aydınlattı yalazında…
Hava kirlendi. Öyle birden değil. Sabırlı, yavaş ve hesaplı… Toplama kamplarında solukları özgürlüğü arzularken fırınlarda yakılan insan bedenlerinin, külünü terk eden dumanıyla… Gökyüzünü delen uzun bacalı fabrikalarıyla…
Kirlendi… İnsana ilişkin daha bir sürü şey…
Ve renkler kirlendi. Sarı, yeşil, mor, lila, kırmızı, turuncu, pembe, hepsi… Hatta renksiz bir karanlık olan siyah bile…
Ama en kötüsü beyaz kirlendi.
Bu kirli beyaz, bu solmuş hayat, önce sözcükleri kirletti; renkleri, havayı, suyu, toprağı, ateşi; dört mevsimi. İnsana ilişkin her şeyi kirletti… Şiiri, ezgiyi, edebiyatı, çizgiyi… Tini, teni, inancı, sıhhati… Aşkı, özlemeyi, paylaşmayı, umut etmeyi… Dokunmayı, sarılmayı, emekle yorulmayı, yoğrulmayı…
Üzerinde duman, kömür tozu, yolsuzluk, kadın cinayetleri, iş cinayetleri, katliamlar, Kürt çocukları ve yürekli delikanlıların kanı ve daha bir sürü kötülük olan… Savaşın vahşeti, sömürünün şiddeti, açlığın gurultusu, yoksulluğun çaresizliği olan…
Bir şeyler yapmak gerek! Anamızın ak sütüne yaraşır bir gölgesiz beyazlığı, kararmış gözlerin ve ışık sızmaz karanlıklara yenilmiş yüreklerin ipoteğinden kurtarmak… Yeryüzünün her coğrafyasının kül elenmemiş, pazarlıksız çocuklarına… Adıyla yaşattıklarımızın anılarına yaraştırmak… Sözcüklerimizi de değerlerimizi de yorgun düşürenlere inat güvercine, barış hasretimize, şiirler konduracağımız sayfalar iade etmek1
Ayağa kalkarak. Ayakta dimdik durarak. Umudu, barışı, toplumculuğu haykırarak. Eşitliği, özgürlüğü, adaleti savunarak… Kendi gücünün farkına vararak. İnanarak…
Bir şeyler yapmak!

1 Dr. Levent Akyıldız’dan alıntıdır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler