Soma işçi katliamı, yiten adalet ve örselenen ruhumuz

Tarih : 22 Mayıs 2014

Soma işçi katliamı, yiten adalet ve örselenen ruhumuz

Dr. Burhanettin Kaya

ATO İnsan Hakları Komisyonu üyesi

Sabah uyandığımızda acaba bugün hangi felaketin, facianın, katliamın, cinayetin, saldırının, kazanın, hakaretin, şiddetin, ayrımcılığın, nefretin, aşağılamanın, yok saymanın, ötekileştirmenin, yolsuzluğun, yalanın, sömürünün, yasağın, kaybın, kaçırılmanın, sokak dayağının, polis şiddetinin, umut görünümlü ölüm tacirlerinin uygulamalarının ve daha bir sürü olayın haberleriyle karşılaşacağız? Hangi elim olayın, iç karartıcı gelişmenin iç sıkıntısını sırtımızda taşıyarak gözümüzü gün ışığına açacağız? Siyasetin diline sinmiş şiddetin gündem olan hangi cümlelerinin üzerine kritik yapacağız? “Aslında şunu demek istemişti” jargonuyla bezeli bir yandaş medya şiddetinin görsel ve işitsel tanıkları olacağız?

Buna daha onlarca soruyu ekleyebiliriz? Her biri yaşamsal ve yanıtı verilmesi gereken; aynı zamanda karşıtının, diğer bir deyişle insancıl olanının, etik, estetik, eşitlikçi ve toplumcu olanının örgütlenmesi gereken sorular. Bu, hayatı ve insanı seven, dünyayı içinde var olan tüm canlıları ve değerleri ile seven, birlikte aynı toprağı paylaştığı ve aynı havayı soluduğu halkları seven insanların tarihe ve onlara iyi bir geleceği bırakmak için yaşamını feda edenlere karşı sorumluluğudur.

Travmayı anlamlandırmak, öncelikle yaşanan olayın adını doğru koymakla başlar. Oradan başlar zihnimiz bu deneyimi işlemeye. Ardından ne olup bittiğinin açığa kavuşturulmasıyla, ortaya konmasıyla. Yaşadığımız travmanın onarılması, daha ilk günden bizi kurtaran, koruyan, bizi her türlü tepkimiz, öfkemiz, kızgınlığımız, hüznümüzle kabul eden saran bir devletin yanımızda olmasıyla başlar. Acılarımızı dindirmesi, yaralarımızı sarmasıyla. Bize iyileşeceğimiz, travmamızı onaracağımız, yasımızı yaşayacağımız, paylaşacağımız bir ortam bırakmasıyla. Adaleti sağlaması ile de onarım devam eder. Sorumluğunu kabul edip özür dilemesi, sorumluları adaletin önüne çıkarmasıyla.

Soma’da, yoksulluğun sınırlarında yaşamak için ölümü her gün sırtına giyip çalışan 301 maden işçisi öldü. Resmi sayılara göre. Onlarcası bedeni ve ruhu yaralı olarak çıktı. Oysa daha ikinci gün, ölü sayısının 400’leri aştığı bilgisi yerelde çalışan arkadaşlarımızdan geliyordu. Bu sayıların çok ötesinde ailenin yaşamı, çaresiz süreğenleşecek bir travma, uzayacak bir yas ile kaplandı. Ardından, en başta devlet erkânını ve onun söylemini yinelemek ve rasyonalize etmek çabasında olan daha bir sürü kişi ve kurumun yeniden travması (re-travmatizasyon) gündemi süsledi. Karşımızda, kaybını yaşayan, yasını tutan, travmasını anlamlandırmaya çalışan, öfkesini dile döken insanlara hakaret eden, yumruk sallayan, tekmeleyen, polis copları ve biber gazlarıyla travmasını katmerleyen, yaslarını tutmalarını ve travmalarını onarmalarını engelleyen bir devlet vardı. Yaşamları kurtardığı için değil cesetleri çıkardığı için övünen, 302 ile kapatmayı öngörüp 301 ölümle kapattığına sevinen bir devlet erkânı. Toplumsal tepkileri, insanımızın hak arama, sorularını yanıt arama eylemlerini bir tehdit olarak algılayıp onlara her türlü şiddet uygulayan; taşeronlaşmanın, özelleştirmenin, insan hayatını kapitalizmin kar hırsını doyuran bir nesneye dönüştüren ekonomik politikaların ürünü olan bu işçi katliamında kendi sorumluluklarını göz ardı edip timsah gözyaşları döken… İlk günden itibaren emekçiyi, madende canını verme pahasına çalışan işçiyi değil, işvereni, patronu, onunla çıkar ilişkileri olan bürokratlarını, siyasilerini koruyan bir tutum sergileyen devlet. Dildeki stratejik, insansız söylem burada da sürdü, halen sürüyor. Geç başlayan hukuk girişimleri, önce göz ardı edilip sonra hayata geçirilmeye çalışılan, nasıl bir içeriğe ve kapsama bürünerek çıkacağını öngöremediğimiz yasal düzenlemeler bu stratejik yaklaşımın ürünü. İnşa edilen söylem bunu gösteriyor. Bunu görmemiz gerekir. Yanılmamamız gerekir. Yanılsama içine düşmememiz gerekir.

Tarih, eminim ki bizi özgür, eşit ve mutlu olduğumuz, kendimizi özgürce gerçekleştirdiğimiz, sömürüsüz, savaşsız, birlikte üretip birlikte paylaştığımız bir geleceğe doğru götürüyor. Bu gelecek, birçok bedel ödeyerek toprağı sulayan, doğayı değiştiren alın terinin ürünü olacak. Unutamayalım ki, hem geçmişe hem de geleceğe karşı sorumluluğumuz var. Yine unutmayalım, her yapılan, bize her yaşatılan, her dayatılan, kendi karşıtını da yaratacak. Bizim özgür düşüncemizde, adalet inancımızda. Çarpan kalbimiz, direnen kollarımızda. Soluk alana bedenimiz, sıkılan yumruklarımızda. Yüzümüzü kaplayan gülüşümüz, gözümüzü yaşartan hüznümüzde. Yaşadığımız ve paylaştığımız yasımızda. İşleyen zihnimiz, hayatı değiştiren cesaretimizde. Karanlığı yırtan, umut ışığı taşıyan isyanımızda. En önemlisi, özgür bir geleceğe olan inancımızda, bu inancı örgütleyen dayanışmamızda.

Yalnızca bakın. Önce kendinize, sonra yanınızdakine. Sonra karşıya. Gülümseyin gülümseyene,  elinizi uzatın. Her renkten, her dilden, her halktan emeğe. Kendi diliniz, kendi renginiz, kendi halkınızı haykırarak. Bir yanınıza “Onlar engerekler ve çıyanlardır, onlar aşımıza ve ekmeğimize göz koyanlardır” bir yanınıza “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler göreceğiz” dizelerini alarak…

Bizi hayatta tutmak, özgür kılmak, özgür bir ülke, mutlu bir gelecek bırakmak için yaşamını yitiren tüm dostlarımızın, yoldaşlarımızın, emekçilerin anısı önünde bir kez daha eğiliyorum

Anıları yolumuza ışık, emekleri geleceğimize umut olsun.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Soma işçi katliamı, yiten adalet ve örselenen ruhumuz"

Bildir
avatar
Serda Özçelik
Ziyaretçi

Bütün yazılarınızda olduğu gibi bu yazınızda harika olmuş …TEBRİKLER…

wpDiscuz

Arşivler