Ziyaret Bitti Dağılın Lütfen

Tarih : 21 Ocak 2014

Ziyaret Bitti Dağılın Lütfen

Nihal Kemaloğlu

Gazeteci Yazar

Son on yılda “neoliberal sağlık müstemlekesine” çevrilen Türkiye’de bulunmayan kuduz aşısı, hortlayan verem, kızamık, sıtma, çiçek, haberlere yeni düşen çocuk felci vaka sayımız, kamu sağlığı adına vardığımız “trajik” evreyi apaçık gösteriyordu.

Yıllardır battal boy siyasi popülizmin arkasına saklanan “Sağlıkta acı ve pahalı reçetemizi” devlet tarafından 75 milyon vatandaşın eline tutuşturma  vakti nihayet gelmişti. Türkiye kamusal sağlık alanı, koruyucu sağlık sistemi, devlet hastaneleri, çalışanları ve teşkilat yapısıyla tamamen lağvedilirken ruhumuz duymamıştı. Çünkü o esnada ne kadar meşguldük…

Milyonlarca tomografi, ultrason çektirmiş, kişi başına kilolarca ilaç tüketmiş ve sağlık kurumlarına “yerli yersiz” başvurma ve ziyaret sıklığında çılgın bir rekora sahip olmuştuk. “Hemşirenin yaptığı iğne acıttı”, “doktor bana güleryüz göstermedi” diyerek alo ihbar hatlarına şikayet telefonlar açmıştık. Hastanelerden telefonla randevu alırken bir kaç TL ödediğimizi sonradan öğrenmiş ve bir doktorun altı dakika ayıracağı 70. hasta olmayı “sağlıkta cihan reformu” sanmıştık.

Sağlık bilgilerimizi son adet tarihinden, bipolar tanımıza kadar devlet “istiflerken” bu mahrem bilgi stoku bizi katiyen endişelendirmemişti… Gebelik testi yaptıran kadınların evine telefon açan “sağlıkçı bir dost”, evin erkeğine “kızınız, karınız hamile” kamu sağlığı bilgisini “ücretsiz” vermeye başlamıştı.

On yıl boyunca sezaryeni irice performans puanıyla “ödüllendiren”, 10 uluslararası bilimsel yayına rutin dermatolojik müdahale puanını “hak gören” Sağlık Bakanlığı “paradigma değişikliğine” giderek, hastane inşaat ihalesi açmadığı zamanlarda “kadın doğurganlığını” denetlemeye, vatandaşın mahrem bilgilerini piyasalara satmaya başlamıştı.

Hastane koridorlarında dövülen, kalbinde bıçak yaralı 30 saattir çalışan cerrahlar, “sistem sömürüsüne” katlanmayıp çalıştığı kurumun üst katından “artık dayanamıyorum” notuyla intihar eden genç asistanlar bir gün içinde unutuluyor, hastane duvarlarında doktorların ensesinde silah ve bıçak gölgeleri geziniyordu.

Üniversite hastanelerinin önünde işten atılmış “taşeron sağlık emekçi” çadırları rektör veya başhekim talimatlı yine “taşeron” özel güvenlikçilerce söktürülüyor, sağlık emekçilerinin sendikaları yasal düzenlemelerle tasfiye ediliyordu.

Ama bir süredir yedi yıldızlı lüks hastane odalarının  ipek seccadeli, LCD ekranla donatılmış dekorasyon fotoğraflarının yanında, yine kuyruklarda 7-8 saat bekleyen muayene, ilaç, tetkik katkı payını yüklenmiş ama GSS kredi kart limiti aldığı sağlık “paketine” yetmeyen hasta yığınları belirmeye başlamıştı.

Devasa fark ücretini bulup buluşturup ödeseniz bile aylar sonrasına MR randevunuza kısmet olup gidip gidemeyeceğinizi bilemiyordunuz.

2013 yılı itibariyle hepimize “Ziyaret bitti şimdi odayı boşaltınız” deniyordu.

Kısacası, “eski sistemin yozlaşması” gerekçe gösterilerek sağlık hakkı “doğumdan-ölüme” parayla satın alınan bir “mal” olmuştu.

Ve 1992 yılında sağlık harcamaları 4.9 milyar TL tutan Türkiye’nin  2012 yılı harcamaları 76 milyar TL’ye ulaşmış, kişi başı nakit harcama ise 566 dolara çıkmıştı.

Ama durun, bu “piyasa ” daha da şişecekti ve  küresel sağlık piyasalarının 2023 yılı ülke sağlık harcama beklentisi 100 milyar TL ve kişi başı 2000 dolara yerleştirmişti çoktan. Tabii ki “bu altın dönüşümün hem finansal kaynağı hem nesnesi” olduğumuzu idrak ancak mümkün oluyordu.

Bu günlere kolay gelmemiştik. Önce doktorların meslekleri üzerindeki özerkliği siyasi tahakkümle yıkılınca, “CEO’lu işletme” devlet hastanelerinde “kar” odaklı çalışma rejimine kolayca geçilmişti.

Tüm sağlık çalışanlarına sözleşmeli-taşeron modeller dayatılırken, itiraz eden anında işsizlikle “terbiye” edilmiş, sağlık sistemi “vakit nakittir” piyasacı değer sistemine göre yapılanmıştı.
Küresel hastane zincirleriyle kol kola yerli sermaye grupları Başbakan’ın “fakir” hayali “Kamu-Özel Ortaklığı (Şehir Hastaneleri) ihalelerinin birinden çıkıp diğerine koşuyorlardı.

Böylece bir milyon metrekare “tahsis” kamu arsasına özel sektör tarafından inşa edilecek, 29 yıl boyunca bütün ticari alanları ve % 70 doluluk oran garantisiyle işletilecek olan “Şehir Hastanelerinin” önümüzdeki otuz yıl 100 milyar TL tutan “kira bedelini” sıhhatle ödeyecektik.

“Benim vatandaşım özel-devlet fark etmez, parasız sağlık hizmet alacak, vatandaşın boynunu büktürmeyeceğiz” davudi gürlemesi de haliyle susmuştu. Özel hastane fark ücretlerine gelen %200’lük zam “kimin” nereye doğru yönleneceğini, “sınıfsal” hastanesini parasına ve tamamlayıcı sağlık sigorta bütçesine göre A, B, C, D mi ayan beyan göstermişti. Takvim hızlanmış; zorunlu GSS mükellefi olup prim ödeyen tüm vatandaşların bir yıl sonra topyekun tamamlayıcı özel sigorta kapsamına doğru mobilizasyonu başlatılmıştı.

“Milletçe” yani “75 milyon” yani dört kişilik bir aile yılda birkaç bin TL’ye  “tamamlayıcı özel sağlık sigorta sektörünü” abad etme tarihi gelip çatmıştı.

Ve  SGK tarafından 2014 yılı için GSS’nin karşıladığı “hizmetler” yeniden belirlenince “göz-ağız-diş tedavi ve reçeteleri” GSS kapsamı dışına çıkartılıvermişti.

Kanser ve diyaliz hastalarından katkı payı talebi şimdilik direkten dönmüştü ama “tek” kullanımlık ameliyat malzemelerinin tekrar tekrar sterilize edilip kullanıldığını öğreniyorduk…

Sağlık Bakanlığı’nın fellik fellik Sayıştay’dan kaçırdığı raporlarına bakınca da Neoliberal KİT SGK’nın özel hastanelere kaptırdığı 5 milyar TL’lik “açığını” görüyorduk, sağlık kurumuna hiç gitmemiş vatandaşlara düzenlenen on binlerce yatış, tedavi ve yoğun bakım faturaları yerden arşa kadar yükseliyordu.

Ne mutluluk ki yatak sayısından kat be kat fazla yoğun bakım hizmeti verme “teknolojilerine” erişmiştik.

Evet, evet  “ziyaret bitmişti” beş yıldızlı plastik çiçekli, taşeron hemşire ve sözleşmeli doktorlu hastaneden apar topar uzaklaştırılıyorduk. Ve her yerimizden “sağlık”, pardon “Piyasa Sağlık Sistemini” finanse edecek demet demet fatura fışkırıyordu…

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorumlar (11)
  • 22 Ocak 2014 tarihinde ADNAN YÜCE tarafından

    Merhaba,
    Dönüşüm başladığında TTB ve Tabip odaları “Artık her yerde ilacımızı yazdırabiliyoruz” diyenlerce, olayı sadece bu boyutta görenlerce düşman ilan edilmişti. Karşı çıkmanın “halkın sağlığı ve esenliği” için olduğunu anlamaya çalışmamıştı geniş bir kitle…
    Artık çok geç, sağlıklı olma hakkı parası olanlar için vardır ve durum daha kötüye gitmektedir.
    Belki kötü bir benzetme olacak ama “12 eylül ile hesaplaşılacağını” sanarak “yetmez ama evet” diyenlerle bir fark göremiyorum bu gidişi destekleyenler arasında.
    Odalara kulak verseler tüm çabaların kendileri için olduğunu görecekler.
    Görmek isteseler…

  • 11 Şubat 2014 tarihinde Osman Nuri Şentürk tarafından

    Elinize, klavyenize sağlık, az bile yazmışsınız. Tek sorum şu. Çiçek vakasına rastlayana dünya sağlık örgütü ödül vaad etti. Kimdir bu arkadaşımız?

  • 11 Şubat 2014 tarihinde mustafa erdoğan sürat tarafından

    İTİBARSIZLAŞTIRILMIŞ KOMUTANIN SAĞLIKLI NEFERLERİ TELEF OLUR.

    İTİBARSIZLAŞTIRILÖIŞ HEKİMLERİN İSE HALKI İLLETLİ DOĞAR, ORHAN GENCEBAY’IN “BEN DOĞARKEN ÖLMÜŞÜM” EZFİSİNE MİSAL!

  • 11 Şubat 2014 tarihinde Ender Levent tarafından

    Bunca yanlışı birer cümle ile özetleyen çok güzel bir yazı olmuş. İnsanların yaşadıklarına durup bir bakmaya zamanları yok. Sürekli bir şeylerle mücadele içindeler. Bu yazıyı herkes okumalı ve yaşadıklarıyla yüzleşmeli.
    İnsanların büyük çoğunluğunun, her alandaki, olan biteni anlayamayışına şaşırıyoum.Gerçekten şaşırıyorum!

  • 12 Şubat 2014 tarihinde zorlu paksoy tarafından

    Sayın
    Nihal Kemaloğlu’nu bir okur olarak bu güzel değerlendirme için kutluyor bir doktor olarak teşekkür ediyorum.
    Olan oldu ,artık çok geç gibi yorumlara katılmıyorum.
    Sağlık çalışanlarının özlük hakları ve halkın sağlık hakkı için;
    Odamızın anayasa mahkemesinin duvarına yazdığı “sağlık haktır satılamaz” iddiasına ulaşmak için örgütlenmeye ve mücadeleye çağırıyorum.

  • 12 Şubat 2014 tarihinde Ayşe Mudun tarafından

    Sevgili Nihal
    Sağlık sistemindeki durumu metodik bir şekilde çok güzel ifade etmişsin. Tekrar beynine ve yüreğine sağlık. Umarım bilinç yükselmesine hizmet eder. Sevgiler
    Ayşe

  • 12 Şubat 2014 tarihinde Gülseren Ersoy tarafından

    KUTLUYORUM.Ne zaman nasil düzelecek diye düğşünmekten çoook yorulduk.Umudumuz seçimler.

  • 12 Şubat 2014 tarihinde ömer faruk recep tarafından

    Ben göz doktoruyum. Göz tedavi ve reçetelerinin kapsam dışına çıkarıldığı ile ilgili bir bilgi bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de göz hastalıkları yönünden yeni yılda bir değişiklik olmadı. Lütfen güzel cümleler kurmakla doğru cümleler kurma işini birbirine karıştırmayalım.

  • 14 Şubat 2014 tarihinde Nur Canoğlu tarafından

    Bu konu yaz yaz bitmez. Giderek te sorunlar artacak gibi. Ama güzel bir özet olmuş, elinize sağlık.

  • 15 Şubat 2014 tarihinde Seçil Günay Avcı tarafından

    Elinize sağlık. Sorunları son derece düzgün özetlemişsiniz. Duyarlılıginiza ve ilginize kendim ve hekimler adına teşekkür ederim.

  • 21 Şubat 2014 tarihinde Ayşen Ortan tarafından

    Bizimle birlikte yaşamış gibi konuya hakimsiniz,elinize yüreğinize sağlık,bizim sesimiz oldunuz.

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad :
    E-mail :
    Yorum :

    Arşivler