Hekime Yönelik Şiddet Üzerine Değinmeler

Tarih : 10 Ekim 2013

Hekime Yönelik Şiddet Üzerine Değinmeler

Dr. Burhanettin Kaya

ATO İnsan Hakları Komisyonu üyesi

Siyasi iktidarlar her dönem hekimlerin karşısında olmuştur ama bugüne dek AKP iktidarındaki kadar görünür olan bir karşıtlık yaşandığını söyleyemeyiz. Gelmiş geçmiş en kötü doktor sağlık bakanları ile kendi mesleğini yerlere düşüren ve ayaklar altında çiğnenmesini bu denli özendiren bir iktidar olmamıştır. Bu salt benim görüşüm değil. Hem hekimler hem de kamuoyunun büyük bir kısmının düşünceleri. Bu tutumdur ki, iktidarın kontrolündeki medyanın söyleminde de çizilen bir tablonun ana renklerini oluşturmuştur.

Bir şiddet unsuru olarak “talepler ve baskılar”

Meslektaşlarımız hizmet verirken neoliberal sağlık politikalarının bir sonucu olarak ciddi bir iş yükü ile karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle ülkenin doğu ve güneydoğusunda çalışan ve günde 80-100 arasında hasta muayene etmeye çalışan meslektaşlarımız sıklıkla silah raporu, maluliyet raporu gibi ciddi rapor sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Bu hastaların büyük bir bölümünü rapor talebinde bulunanlar oluşturuyor. İki üç dakika gibi çok kısa süreli muayenelerle bu kişilerin malul olup olmadıklarına, cezai ehliyetlerini bulunup bulunmadığına ya da silah taşıyıp taşımayacaklarına karar vermeleri isteniyor. Bu alan, en yoğun adli ya da hukuksal sorunlar yaşanan alanların başında geliyor. Başta silah ve maluliyet raporları olmak üzere meslektaşlarımız ciddi tehditlere, siyasi baskılara ve şiddete maruz kalıyorlar. Bu raporların verilmesi için özellikle siyasiler, bazı nüfuzlu kişiler hekimlere baskı uyguluyorlar. Bu, hekimin gördüğü şiddetin özgün bir biçimi olarak önümüzde duruyor.

Tüm bu baskılar, özellikle mesleğine yeni başlayan bir hekimi hızlı bir tükenmişliğe itiyor. Bir psikiyatrın iyi ve verimli hizmet vermesini, doğru tanı ve tedaviyi vermesini engelliyor. Özellikle son dönemlerde çok vurguladığımız ilaç dışı yaklaşımları; psikoterapi, rehabilitasyon, bütün psikososyal tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını olanaksız hale getiriyor.

Sağlıkta dönüşümün önemli bir ayağı olan SUT uygulamaları hekimin emeğini değersizleştirip sağlık hizmetini ötekileştiriyor ve ticari bir rekabet yaratarak ayrıştırıyor. Bu süreç, belirsizliklerin yoğun olduğu bir çalışma ortamı yaratıyor.

Hekime yönelik şiddetin son yıllardaki artışı korkutucu düzeylerdedir. Sağlık politikaları aracılığıyla bilinçli olarak doktorun prestiji düşürüldükçe, temel uğraşısı sağlıklı bir ortamda nitelikli sağlık hizmet sunmak olan meslek grubumuzun önemi giderek azaltıldıkça, performans sistemi içerisinde çalışma barışının bozulduğu bir ortama sokuldukça, hekimlerin görüşü alınmadan kararlar verildikçe, onlar sistemin oynatılması gereken birer nesnesi gibi algılandıkça bu şiddet sürecektir. Bir önceki Sağlık Bakanı’nın bu yöndeki bazı açıklamaları -yani şiddeti uygulamayı mazur gösteren, hekimi suçlu gören tutumu da şiddeti etkileyen bir faktör olmuştur. Yeni Sağlık Bakanı’nın bu süreci onaran bir dil kullandığını söylemek de o denli güçtür.

Medyanın tutumu şiddetin artmasında belirleyici bir faktör

Medyanın hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddeti sunuş biçimi, inşa ettiği dil ve oluşturduğu söylem, şiddetin uygulanabilir, gerçekleşebilir ve eyleme dökülebilir olduğu yönünde bir zihin algısı yaratmaktadır. Medyanın özellikle şiddet haberlerini, hekimi suçlayan, yargılayan ve itibarsızlaştıran bir öykü üzerinden kurgulamayı sevdiğini, ancak durumu iyileştirici yönde bir dil kullanmakta çok istekli olmadığını görüyoruz. Sağlık otoritesinin ya da siyasi iktidarın sağlıkla ilgili söylemlerinde ise tam tersi bir dil kullanıyor. Sürekli olarak şiddeti artıran faktörler arasında hekimlerin olumsuz tutum ve davranışlarını merkeze alan bir söylemi var. Öte yandan herhangi bir elemeye tabi tutulmadan kamera kayıtlarının sunulmasının birer şiddet uygulama örneğine dönüştüğünü, doktorun nasıl dövüldüğünün gösterilmesinin şiddeti teşvik ettiğini, taklit edilme eğilimini artırdığını düşünüyorum.

Şiddet kişisel değil politik bir sorundur

 Sağlık otoritesi ve siyasal iktidar şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemeler yapmaktan imtina etmektedir. Gerçekleşen bazı düzenlemelerin hiçbir caydırıcılığı olmadığı gibi, şiddet uygulayanlar yasal boşluklardan çok kolay bir şekilde yararlanabilmekte ve para cezalarıyla kurtulabilmektedir. Odamızın açtığı, müdahil olduğu ve kazanılan davalar vardır. Bunlar önemlidir ama yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Yasal düzenlemeler çözümün sınırlı bir parçasıdır. Aslolan, şiddeti üreten bu politikaları yürürlükten kaldırmaktır.

Sağlığı ticarileştiren, bir mala dönüştüren, hastaları müşterileştiren, hekimleri sistem içerisinde sigorta pazarlamacısına, sigorta müfettişine dönüştüren bu sistem sürdüğü sürece şiddet devam edecektir. Şiddeti kişisel etkenlere, güvenlik zaaflarına indirgeyerek uygulanan politikayı bunun dışında tutmak, görmezden gelmek akılcı olmadığı gibi meslek grubumuzu örseleyen de bir nitelik taşımaktadır.

Hekimler artık ikincil değil birincil travma mağduru

Doğrudan ya da dolaylı olarak şiddete maruz kalan hekimler açısından bakıldığında, meslektaşlarımızın çok tedirgin, travmatize durumda olduklarını, birçok ruhsal yakınma sergilediklerini görüyoruz. Hekimler artık mesleklerinin gereği karşılaştıkları yaralılar, ölü bedenler, tanıklıklar, yani ikincil travma dışında doğrudan şiddetin hedefi ve nesnesi olarak birincil travma yaşamaktadırlar. Ankara’da acil ve yoğun bakım çalışanları arasında yaptığımız bir çalışmada travma sonrası stres bozukluğunun beklenilenin çok üzerinde olduğunu gördük. Acil çalışanlarında %21, yoğun bakımlarda %15 oranında gördüğümüz bu durum, normal kontrol grubunda ise %6 oranındaydı. Bunlar, işkence ya da fiziksel şiddet mağdurlarında görülen oranlara yakın oranlar. Üstelik bu, süreğenleşmiş bir örselenme; işlevselliğini bozan, hekimin işine olan ilgisini, şevkini ortadan kaldıran, engelleyen ve daha çok iletişim kazasına yol açan bir örselenme anlamına geliyor. Hekimler mutsuzlar, tedirgin çalışıyorlar. Tetikteler. Bu nedenle daha kolay öfkeleniyorlar ve aşırı tepkiler de verebiliyorlar. Aynı zamanda şiddet görme endişesi içerisindeler. Hukuksal sorunlar yaşama endişesi de taşıyorlar.”

Şiddetin çözümünde asıl sorumluluk sağlık otoritelerine düşmektedir. Elbette çözüm süreci, meslek ve sağlık emek örgütleriyle işbirliği yapmayı gerektirir. Bu işbirliğinin adımını atması gereken, siyasi ayrımlar ve ötekileştirmeler yapmaksızın hekimlerin meslek örgütüyle temas kurması gereken, bütün meslek örgütlerinin bilimsel görüşlerini alarak kararlara ve yasal metinlere yansıtması gereken, bu konudaki sabıkasını telafi edip içtenliğini sergilemesi gereken Sağlık Bakanlığı’dır. Bu, Sağlık Bakanlığı’nın ülkeye, halka ve sağlık hizmetini üretenlere karşı sorumluluğudur.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorumlar (2)
  • 10 Ekim 2013 tarihinde serife coşar tarafından

    hükümetin doktorları aşağılayan, daha evvel hasta haklarnı çiğneyen bir meslek grubu olrak gösterdiğini düşünüyorum …mutlaka bu tavırlarda etkili olabilir

  • 10 Ekim 2013 tarihinde Birkan İlhan tarafından

    Elinize sağlık hocam. Şiddet haberlerinin veriliş şekli sizin de vurgu yaptığınız gibi bence de çok önemli. İnsanlar ‘demek ki olabiliyormuş’ algısına kolaylıkla kapılabiliyor ve ikinci bir şiddet vakasının önü kolaylıkla açılmış oluyor.

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad :
    E-mail :
    Yorum :

    Arşivler