VATMAN

Tarih : 11 Temmuz 2013

VATMAN

Dr. Özden Şener

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

Yaygınlığı ve kitleselliği yönüyle Türkiye tarihinin bu en büyük ayaklanmasını eli kalem tutan herkes analiz ediyor, olanı biteni doğru anlamaya çalışıyor. Kim, neden, nasıl, bundan sonra ne olacak, ne yapmalı sorularına yanıt aranıyor. Halkın isyanındaki nezahate, eylemlerin barışçıl, demokratik, çoğu zaman esprili kurgusuna karşılık kolluğun “orantısız” filan değil, apaçık “kontrolsüz, kaba, vahşi” güçle yanıt verdiği tespit ediliyor.

Aslında böyle bir tarza ülkenin doğusu iyiden iyiye aşina. Batıda ise bu tutumun daha ziyade tekil ya da lokal örnekleriyle karşılaşıyorduk. Gezi olaylarıyla Türkiye’nin batısı iktidarın “mutlak gücüyle” bu yaygınlıkta tanışmış oldu. Bu tanışmanın bir dizi içsel sorgulamayı da getirdiğine, vicdanların ağırlık merkezlerinin değiştiğine, “öteki”ne empatinin filizlendiğine, serpildiğine, “ama” sözcüğünün imgelemlerdeki değerini yitirdiğine,  “hayata bakışların” değiştiğine hep birlikte tanıklık ettik. Bütün bu değişimler özlediğimiz gibi bir geleceğe dair umudumuzu besledi, beslemekte.

Haziran ayı boyunca göstericilere polis saldırılarında beş yaşam söndü. Gözler çıkarıldı, kafa travmaları, linç girişimleri, “göz yaşartıcı” sıfatıyla romantikleştirilse de gazla, “kimyasal silahla” saldırılarla kentler terörize edildi. Kent merkezlerinde soluduğumuz havanın terkibi değişti. İnsanlar haftalarca işten eve gaz maskeleriyle gidip geldiler. Kent insanının ruh sağlığı bozuldu. Hekimler, tıp öğrencileri, hemşireler, diş hekimleri, sağlık emekçileri gönüllü olarak alanlara koştular, revirler oluşturarak ya da sokakta yaralılara acil sağlık hizmeti verdiler.

Ve ardından bu ülkenin Sağlık Bakanı’nın kararlı, gür sesini duyduk.

Sağlık Bakanı Hükümete, İçişleri Bakanı’na: “Durun! Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Halkın sağlığını tehlikeye atıyorsunuz! İnsanlar ölüyor! İnsanların hayati organlarına gaz kapsülüyle ateş ediyorsunuz. Kentleri gaza boğdunuz, yaşanmaz hale getirdiniz. Kitlesel ölümlere, sakatlıklara yol açacaksınız! Bu vahşeti derhal durdurun! Yoksa istifa ederim!” demedi.

Onun yerine bize, hekimlere “Siz ne hakla benden izin almadan revir kurar, hasta bakarsınız?” diye sordu.

Tarih Mehmet Müezzinoğlu ismini işte böyle kaydetti.

Biz kendisine sorduk; yine soruyoruz: “Kentler cehenneme dönmüşken, ülkenin dört bir yanında adeta afet yaşanırken, bırakın hekimleri, tıp öğrencileri dahi seferber olmuş sokakta hastalara yardıma koşarken, hekimlik andı etmiş Sağlık Bakanı olarak siz neredeydiniz Sayın Müezzinoğlu? Sizin yeriniz orası, hastaların yanı başıydı!”

(Bu arada Sağlık Bakanı geçtiğimiz hafta sonu Edirne Ticaret Borsası’nın 30.000 tonluk lisanslı depoculuk açılışına katıldı. Yıllardır dile getirdiğimiz gibi; Sağlık değil adeta Ticaret Bakanlığı)

Aslında bu dile, üsluba, içeriğe artık hiçbirimiz şaşırmıyoruz. Çünkü tanıyoruz. Her şeyimize karışan, bizi, bedenimizi, ruhumuzu, benliğimizi, inancımızı, sosyal hayatımızı, aile hayatımızı, meslek hayatımızı, bugünümüzü ve geleceğimizi yeniden inşa etmek isteyen, her şeyin kendi kontrolünde olmasını isteyen “muktedir”in dilidir bu.

Ve maalesef hükümet bütün yaşananlara, demokratik itirazlara karşın frene basamıyor. Başbakan imzasıyla TBMM’ye sevk edilen 657 ve sağlık torba tasarıları yasalaştığında hasta mahremiyeti ortadan kalkacak, ruhsatsız (yani Bakan’dan izinsiz) hasta bakan hekim hapse girecek, Bakan tarafından oluşturulmuş ve siyasi davranacağı su götürmez bir kurul hekimleri meslekten men edebilecek, öğretim üyeleri sözleşmeli yapılarak üniversite özerkliğine bir darbe daha indirilecek, devletin tıp fakültelerinde hastalar eskisi gibi hoca parası ödeyecek, Anayasa Mahkemesi kararı hiçe sayılarak tam gün düzenlemesi yeniden getirilecek. Hükümet ne Anayasa’yı ne de Anayasa Mahkemesi kararlarını umursuyor. Anayasa, hukuk bir yana, bu düzenlemelerin tümü vicdanları sızlatacak cinsten.

Ve bakın 4 Temmuz 2013 tarihinde bir genelge ekinde yayınlanan rehberde Sağlık Bakanlığı ne diyor:

“Bu rehber 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesi ile 663 sayılı  KHK’nin 3 ve 8. ve 47. maddesine (iptal edilen bu madde bir torba kanun ile aynen çıkarılacaktır) dayanılarak hazırlanmıştır.”

“Aynen çıkarılacaktır!” Genelge yayınlandığında henüz sözü edilen madde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmemiş. Görüşülecek, kabul edilecek, Cumhurbaşkanı onaylayacak ve bu madde yürürlük kazanacak. İyi ama bu cür’et nereden geliyor? TBMM’nin ve Cumhurbaşkanı’nın da üzerindeki bu kudret neyin nesi?

Muhalefetteyken “Demokrasi tramvaydır, durağa gelince ineriz” diyenler, çıraklık dönemlerinde “Gelişerek değiştim” diyenler şimdi ustalık dönemlerinde “Kusura bakmayın ben değişmem” diyorlar.

Son bir ay bize gösterdi ki artık fark etmez. Bu tramvay sizin istediğiniz durağa gitmez. Zira siz değişmeseniz de “vatman” değişmiş bulunuyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler