İşte bunlar hep…

Tarih : 11 Temmuz 2013

İşte bunlar hep…

Dr. Ebru Basa

ATO Yönetim Kurulu Üyesi

Ankara Emniyet Müdürlüğü Gezi Parkı eylemleri sırasında gözaltına alınan 23 kişi için düzenlediği fezlekenin içeriği geçtiğimiz günlerde basında sıkça yer aldı. Görüldü ki fezlekede siyasi partiler, milletvekilleri, barolar, dernekler, sendikalar, kitle ve meslek örgütleri, taraftar grupları “anayasal düzeni değiştirmek amacıyla halk ayaklanması başlatmaya çalışmakla” suçlanıyor. Bu meslek örgütleri arasında Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası da var.

Fezlekede 31 Mayıs’tan 16 Haziran’a kadar yaşananların gün gün dökümü yapılmış; halkın da “dev bir teşkilat”ın talimatıyla hareket ettiği bu sayede anlaşılıyor. Grupların organizasyonu alt başlığında, eylemlerin ilk gününde herhangi bir şey takmayan bir yurttaşın ikinci gün ameliyat maskesi, üçüncü gün atkı, dördüncü gün gaz maskesi takmış haldeki fotoğraflarına yer verilerek “teşkilat” altyapısının nasıl günden güne tahkim edildiği kanıtlarıyla ortaya konulmuş.

Fezlekede Haziran ayı boyunca süren direniş ve eylemlerin tümünü terör örgütleriyle bağlantılandırmak yönünde sürreel bir eğilim mevcut:

“Eylemler; süreç içerisinde sosyal medyanın, siyasi aktörlerin, iç ve dış basının da kullanılması ile birlikte eylemleri kontrol altına alarak kendi amaç ve ideolojisine kanalize eden terör örgütlerinin şiddet eylemleri ile tehdit unsuru haline gelmiştir.”

Öte yandan örgüt üyesi olmakla suçlanan kişilerin hangi örgüte üye olduklarına dair de hiçbir bilgi bulunmuyor. O kadar ki, 21 Haziran’da tutuklanan ve bir siyasal partinin Ankara il sekreterliği görevini yürütmekte olan Erdal Kozan, hakime “Hangi örgüt üyesi olduğumuz belirtilmemiş; örgütü siz mi seçeceksiniz yoksa biz mi beğeniyoruz” sorusunu yöneltmek durumunda kalıyor. Fezlekenin dikkat çeken bir diğer özelliği de, bir kısmı on yıllardır faaliyette bulunmayan kimi örgütlerin CNN gibi medya kuruluşlarına kadar uzanan bir ağı kontrol etmekteymiş gibi sunulması. Aralarında Halkevlerinin de bulunduğu yasal faaliyet yürüten çeşitli dernek ve kurumlar “terör örgütlerinin açık alan yapılanması” olarak sunulurken bu iddialara dair hiçbir açık delil mevcut değil. Söz konusu anayasal suçları işleyenler arasında pasif eylemciler de sayılmış; fezlekeye göre onların da evlerinin ışıklarını yakıp söndürmek, tencere-tava-korna çalmak, araba konvoyu oluşturmak yoluyla mahalle baskısı oluşturduğu, yani bir tür ajitasyon ve propaganda merkezi gibi çalıştıkları anlaşılıyor.

Deliller ise twitter mesajları, duvar yazıları ve internette duyurusu yapılan eylem çağrıları. Geçtiğimiz haftalarda Sağlık Bakanlığı yetkilileri hakkında görevi ihmal nedeniyle suç duyurusunda bulunan Türkiye Barolar Birliği de Anayasal düzeni bozmaya yeltendiği iddia edilen meslek örgütleri arasında yer alıyor.

Hekim örgütünün suçu ise, hekimlik andına sadık kalmak ve bu andın gereklerini yerine getirmek isteyen hekimlerle birlikte süreci göğüslemek. Gerçekten suçumuz bu mu?

Ya Ethem’in suçu neydi?

26 yaşındaki Ostimli kaynak işçisi Ethem Sarısülük’ün suçu direnmekti. Ethem Gezi Parkını hiç görmemiş bile olabilir. Şairin dediği gibi yüzünü hiç görmediğimiz insanlar uğruna ölüme gider gibi belki o da gölgesinde hiç oturmadığı ağaçlar için düştü toprağa. Hakim gerekçeli kararda tanık ifadelerine başvur(a)madı çünkü o anda Ethem’in çevresinde kim varsa şüpheli olarak gözaltına alındı ve tutuklandı. Bir çok farklı açıdan çekilen kamera görüntülerinde polis memuruna taşla mukavemet edilmediği, polisin meşru müdafaa yapmadığı ve hedef gözeterek ateş ettiği anlaşılıyor ama hakim bu görüntüleri izlemeye dahi gerek görmemiş. Adli tıp raporu kanıtları ortaya koymasına, balistik inceleme sonucu silahı kullananın kimlik bilgilerine ulaşılmasına rağmen Emniyet de Ethem’i öldüren çevik kuvvet polisini teslim etmemek için günlerce direndi. Çevik kuvvet polisi A.Ş. mahkeme tarafından meşru müdafaa yaptığı gerekçesiyle serbest bırakıldıktan sonra Sarısülük ailesinin bir üst mahkemeye yaptığı itiraz da reddedildi.

Evet, mesele birkaç ağaç değil elbet.  Mesele başka. Mesele eşit-özgür-insana yakışır-onurlu bir yaşam sürme mücadelesi. Bugün ağaç için sokağa çıkan, yarın eşit ve parasız sağlık için de çıkacak. Türk Tabipleri Birliği’nin verilerine göre Sağlık Bakanı’nın ruhsat aradığı revirler eylemler süresince toplam başvurunun yüzde 97’sini karşılamış. Bu revirlerde çalışan hekimler ve hekim adayları yalnızca yeminlerine sadık kalmış olmadılar, eşit ve parasız sağlık hizmetinin, performans baskısı bir yana gönüllü verilebileceğinin canlı kanıtlarını oluşturdular. Bu, piyasacı sağlık anlayışına bir meydan okumadır. Suçlanmamızın temelinde de revirlere yönelik ideolojik ve fiziksel saldırılara rağmen böyle bir sağlık hizmetinin günlerce sürdürülebilmiş olması ve halkla gerçekleşen büyük ve görkemli buluşma yatmaktadır.

Peki.

Ölümü göze alarak yirmi gün boyunca sokağa çıkan milyonlarca insan hangi “dev teşkilat”ın üyesi acaba. Faiz lobisi olmasa gerek “bunlar”. Ethem Sarısülük , Abdullah Cömert ve Mehmet Ayvalıtaş’ın yanı sıra Tahrir’i dolduran milyonların da üyesi olduğu büyük insanlık ailesi olmasın sakın o örgüt?

İşte ”bunlar” hep… insanlık.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorumlar (1)
  • 12 Temmuz 2013 tarihinde Anonim tarafından

    Doktor hanım,Ağzınıza sağlık..

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad :
    E-mail :
    Yorum :

    Arşivler