Halkın Doktorları

Tarih : 11 Temmuz 2013

Halkın Doktorları

Dr. Selçuk Atalay

ATO Yönetim Kurulu Genel Sekreteri

Toplam 41 ilde 8 binin üzerinde insanın yaralandığı Gezi Direnişinde Mehmet Ayvalıtaş(21), Abdullah Cömert (22), Ethem Sarısülük (26) ve polis memuru Komiser Mustafa Sarı hayatlarını kaybetti. 60 ağır yaralı var, 103 kişi kafa travmasına uğradı. 11 kişi gözünü kaybetti. Bir kişinin dalağı alındı. İstanbul’da bir, Eskişehir’de bir kişi olmak üzere 2 ağır yaralının hayati tehlikesi mevcut. Ankara Kızılay’da temizlik görevlisi olarak çalışan İrfan Tuna (47), çalıştığı sırada polisin eylemcilere yönelik yoğun gaz bombalı saldırısının ardından rahatsızlandı ve kaldırıldığı hastanede geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Direniş sürecinde hekimler ve tıp öğrencileri, direnişin her yerinde yer aldılar, kahramanlaştılar, halkın gönlünde taht kurdular. Düşen, yaralanan, “ah!” diyen vatandaşın gözünü açtığında ilk gördüğü beyaz gömlekleri ile hekimler ve tıp öğrencileri oldu. Bu ülke Gezi Direnişinde değişti, taşlar yerinden oynadı. Bu değişimler arasında “halkın gözündeki hekim imajındaki değişim de” sayılmalı.

Olayların ilk gününden itibaren hekimler, insanlıklarından ve mesleklerinden dolayı bir sorumluk hissettiler. Bu sorumluluk duygusu ile tüm direniş boyunca yeminlerinin gereği olarak insanlara yardım ettiler. Aynı sorumlulukla tabip odaları direniş alanlarındaki sağlık hizmetini desteklediler. Aslında direnişin hiç bir revirini tabip odaları açmadı. Revirler tamamen ihtiyaca göre ve vatandaşların, STK’ların,  hekimlerin inisiyatifiyle kuruldu ve gelişti. Revirlerde çalışmak için yüzlerce hekim gönüllü oldu. Vatandaşlar sürekli olarak bu revirlere kendi ceplerinden aldıkları tıbbi malzemeleri getirip bıraktı.

Savaşta bile olmayacak bir şey, bu süreçte Türkiye’de yaşandı. Hepimizin takip ettiği gibi İstanbul’da ve Ankara’da bazı revirler polisin gaz bombalı saldırısına uğradı. Buraların revir olduğu, içeride yaralıların ve hekimlerin olduğu polis tarafından gayet iyi biliniyordu.

“Besleme medyanın” penguen belgeselleri bitince, televizyonlardan ciddi bir karalama kampanyası ve dezenformasyon dalgası yükseldi. Bu ülkenin gençleriyle, sanatçılarıyla, hukukçularıyla, gazetecileriyle, emekçileriyle, kendisine biat etmeyen herkesle kavgaya tutuşmuş olan Başbakan Erdoğan’ın hışmından hekimler de bir kere daha paylarını aldılar. Bu süreçte hekimler karalanmaya çalışıldı, akıllara ziyan iftiralara muhatap oldular. Bu söylemin tarifi yapıldı: Nefret Söylemi.

Direniş sürecinin başında, yaralananların kendilerine hızlı ulaşabilmeleri için üzerlerine beyaz önlüklerini giyen hekimler ve tıp öğrencileri, birkaç gün içinde polisin hedefi haline gelince önlüklerini çıkarmak zorunda kaldılar. Hekimler, tıp öğrencileri gözaltına alındılar, kötü muamele gördüler.

Hekimlerin sokak ortasında, polis basmasın diye karanlık tutulan ortamlarda hasta bakmak gibi özel bir zevkleri yok. Yoğun gaz, tazyikli kimyasal su, plastik mermi altında kalan halk, yaralandığında sağlık hizmeti almak için çevik kuvvet polisi ile dolu sokaklardan geçemedi. Yaralılara olay yerinde ya da en yakın mekanda sağlık hizmeti verilmesi bir tercih değil, zorunluluk oldu. Öte yandan halk Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelere güvenmedi, hastanelerde fişlenecekleri kaygısını yaşadı. Nitekim TTB’nin yaptığı ankete katılanların sadece %5’i hastaneye gittiğini/ götürüldüğünü ifade etmiştir.

“Ne yazık ki bu süreçte Sağlık Bakanlığı ideolojik davranmış ve halka nitelikli ve hızlı sağlık hizmeti vermek için gereken önlemleri almamıştır. Bu olaylar süresince Bakanlığın yapması gereken, olayların en çok yaşandığı bölgelerde seyyar sağlık hizmetleri organize etmek, çok övündüğü ambulanslarını halkın yanında tutmaktı. Oysa eylemin ilk günlerinde Sağlık Bakanlığı, ‘Ambulanslarda eylemci mi taşıyacağız?’ gibi insanlığa ve hekimlik onurumuza yakışmayan demeçleriyle gündeme gelmiştir.” Sağlık Bakanlığı’nın bu süreçte açıkça görev kusuru vardır.

Ne yazık ki ideolojik kaygılarla ve kurumun ismine hiç yakışmayan bir şekilde insanları ayıran, sağlık hizmetini esirgeyen “Sağlık Bakanlığı”, TTB ve Ankara, İstanbul Tabip Odaları’na sert bir yazı yazarak sorguya çekmeye kalkışmıştır. Gönderilen yazılarda gönüllü hekimlerin ve yaralıların isimleri de istenmektedir. Hekim örgütü bu saldırıya karşı dik durmuş ve tek bir ismi bile vermeyeceğini açıklamıştır. (Emniyetin de, hekim örgütünü de kapsayan fezlekesi ile ilgili olarak Dr. Ebru Basa’nın yazısı okunabilir)

Gezi Direnişi olarak bütün dünyada takip edilen ve tüm emekçilere, ötekileştirilenlere, özgürlük ve demokrasi talep edenlere umut olan bu süreçte hekimler çok sağlam bir sınav verdiler. Aslında Gezi Direnişinde evrensel hekimlik değerleri bu ülkede test edildi. Bu sürece karşılıksız emeğini, gönlünü koyan tüm hekimlere bir kere daha teşekkür ederiz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler