Hayalet Afet

Tarih : 15 Ocak 2013

Hayalet Afet

Dr. Özden Şener

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin son Kozlu maden kazasını ele aldığı 11 Ocak 2013 tarihli yazısında “Türk bayrağının sorumlu makamların ihmalini, insan hayatını umursamazlıklarını örtmek için kutsal bir kılıf olarak ölülerin üzerine çekildiğini” yazdı. Sayıştay’ın TBMM’ye verdiği 2011 yılı Kozlu Taşkömürü İşletmesi raporunda “vahim bir olayla karşılaşılmamasının tamamen tesadüf olduğu” vurgulanmıştı.

Aynı makalede, Milliyet’ten Gökhan Karakaş’ın haberinden bir bölüme de yer veriliyor: “Ne kadar çok galeri açılırsa o kadar çok para alınıyor. Zamanla yarış var. Bu nedenle emniyet tedbirlerine gerekli özen gösterilemiyor.”

Ergin’in tespiti şöyle: “Zonguldak faciası, aslında insan hayatına hiçbir değer vermeyen  taşeronlaşma düzeninin hükümetin göz yummasıyla denetimsiz bir şekilde yürütülmesinin öngörülebilir, doğal bir sonucudur.”

Yazar, Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “her gün 3 kişinin iş kazalarında yaşamını yitirdiği, 5 kişinin iş göremez hale geldiği, kayıt dışı çalışanların bu rakamın dışında olduğu” açıklamasını dehşet verici buluyor.

Acaba işini yaptığı için hastane tuvaletinde öldürülen Dr. Ersin Arslan, eline batan iğne nedeniyle Kırım-Kongo’dan ölen Dr. Mustafa Bilgiç, “Artık dayanamıyorum” diyerek elinde SABİM savunmasıyla hastane penceresinden ölüme atlayan Dr. Melike Erdem bu istatistiklere dahil mi?

Sağlıkta Dönüşüm Programı denen ve yurttaşların sağlığını ve hastalığını metalaştıran sistemin içyüzünden kamuoyu ne kadar haberdar?

Aile hekimliği sistemiyle birinci basamağın, Kamu Hastane Birlikleri yoluyla Bakanlık hastanelerinin, şimdi OSGB’lerle işyeri hekimliğinin taşeronlaştırıldığını biliyoruz.

Özel sağlık kuruluşlarında hekimler üzerindeki “ciro” baskısını biliyoruz.

Performansa göre aylık ödeme sistemiyle devlet ve üniversite hastanelerinin çok hasta bakma yarışına sokulduğunu biliyoruz.

Sekiz yılda hasta muayene sayısının 2 katına, ameliyat sayısının 3 katına çıktığını biliyoruz.

Bir kardiyoloji uzmanına günde 150 hasta muayene ettirildiğini, bir kadının iki memesinin ultrasonu için topu topu 5 dakika ayrılabildiğini biliyoruz.

Bir çocuğun ateşinin nedenini bulmak için, kalp damarı tıkanıklığı mı kas ağrısı mı, migren mi beyin tümörü mü, ülser mi kanser mi karar vermek için sadece 5 dakikamız olduğunu biliyoruz.

Bir kilo pirincin taşını ayıklamak için gerekenden daha kısa sürede hastalığı teşhis edip uygun tedaviyi vermemiz gerektiğini biliyoruz.

En ucuzu olsun diye niteliksiz cerrahi malzemeyle çalıştırıldığımızı biliyoruz.

Acil servis hekimlerinin haftada 60, ayda 240 saat çalıştırıldığını biliyoruz.

Asistanların bir sabah girdikleri hastaneden hiç uyumaksızın ertesi akşam çıktıklarını ve hastanedeki bütün zamanlarını hasta bakarak geçirdiklerini biliyoruz.

Büyüklerimizin performans geliri düşmesin diye cerrahların semt polikliniklerinde oturtulduklarını biliyoruz.

Hekim sayısını artıracağız diye iki oda bir salon tıp fakülteleri açıldığını biliyoruz.

Kolayına yetişmeyen öğretim üyelerinin fakültelerden nasıl kaçırıldığını, köklü tıp fakültelerinin nasıl çökertildiğini biliyoruz.

Sağlıkta dönüşüm programının hastane koridorlarında hayalet gibi dolaşan, görünmeyen bir afet olduğunu, insan hayatına mal olduğunu ve olmaya devam edeceğini  adımız gibi biliyoruz.

Kaç kişinin hayatı? Bir tek onu bilmiyoruz.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler