Hastane Birliği Değil Sağlıkçılar Birliği!

Tarih : 15 Ocak 2013

Hastane Birliği Değil Sağlıkçılar Birliği!

Dr. Selçuk Atalay

ATO Genel Sekreteri

Kamu Hastane Birlikleri (KHB) kamu yönetimi disiplini içinde bir yerelleştirme biçimi olarak kendini gösteriyor. Mevcut egemen güç, iktidarının ilk dönemlerinde masaya koyduğu “kamu yönetimi reformu” planını parça parça gerçekleştiriyor. Yerelleştirme, merkezi iktidarın yetkilerini yerel idareye devretmesi, yönetim erkini onunla paylaşması olarak biliniyor.

KHB ile sağlık yönetimi, her geçen gün kendilerini biraz daha tanıdığımız CEO’lara devredilmiş gibi görünse de, gerçek pek böyle değil. CEO’lar kamu sağlık hizmetlerinin piyasalaşmasının, özelleştirilmesinin, taşeronlaştırılmasının etkin ve hızla yapılması görevini üstlendiler. Bu işi yapabilmeleri için sağlık birimlerini ve sağlık personelini sermayenin çıkarlarına uygun hale getirmek için çalışıyorlar. Karnelerine iyi notlar getirecek olan performans kriterleri buna göre hazırlandı.

Makam koltuklarına oturan CEO’lar iyi karneler alabilmek için, nereden ne kısarak tasarruf yapacaklarını planlıyorlar. Global bütçeler yürürlükteyken gelirleri artırmak mümkün olmadığına göre, geriye giderleri azaltmaktan başka yol kalmıyor. Öte yandan, rekabet edebilmeleri için otelcilik hizmetlerine, inşaatlara, tıbbi teknolojiye kaynak ayırmaları gerekiyor. Bu fotoğrafta personel sayısının azaltılması, ücretlerin düşürülmesi kaçınılmaz. Ama bu da yetmez! Personelin bu baskıya itirazının önünü almak için “sözleşmeli” statüye geçerek güvencesizleştirilmesi, taşeronlaştırılması gerekir. Zaten uygulanan piyasacı ideolojinin ajandası da bu adımları içeriyor.

Sistemin asıl gayesi kaynakları daha doğru kullanarak, nitelikli bir sağlık hizmet oluşturmak değil, kamu kaynaklarını mümkün olduğunca hızlı bir şekilde sermaye gruplarına aktarmak. Gerçekten tasarruf peşinde olan bir Bakanlık, Etlik İhtisas Hastanesi’ni mahallenin köpeklerine bırakıp yüzbinlerce liraya otoparktan bozma özel hastane kiralamazdı herhalde. CEO’lar peşine düştükleri tasarruf hamleleri ile son altı ayda sadece bu kiralama işleminden oluşan 2 milyon TL’yi aşan kamu zararını bile karşılayamazlar.

İki Kritik Aksaklık

Bakanlık eliyle yürütülen sağlığın piyasalaşması süreci iki kritik alanda tökezledi, patinaj yapıyor. Bunlardan birisi giderek vatandaşın daha fazla cebine yönelme mecburiyeti yaratan maliyet baskısı, diğeri de hekim-hasta, sağlık çalışanı-hasta arasında işin doğası gereği kurulan özel temas noktasıdır.

Tüm dünyada sağlık ve sosyal güvenlik reformlarının temel tetikleyicisi olan “maliyet baskısı”, son kertede kaçınılmaz olarak temel teminat paketlerini daraltacak, cepten ödemeleri artıracak ve vatandaşların sağlık hizmetleri ile ilgili yaratılmış “iyi” algısını eninde sonunda bozacaktır. Giderek her anlamda durumları bozulan, kötüleşen sağlık çalışanlarını hedef gösterme, vatandaşla hekimi bir birine düşürme stratejisinin de önümüzdeki dönemde kullanışsız hale geleceği açıktır.

SABİM, ZMSS, performans sistemi, kameralar, sözde güvenlik personeli, sürekli denetlemeler, SUT, bilgi işlem tacizleri, sağlık hizmeti sunulan mekanların “müşteri” odaklı yeniden kurgulanması v.b. tüm hamleler, sağlık çalışanı ile hasta arasındaki özel alana müdahale etmek ve o alanı yeniden inşa etmek için kullanıldı. Ancak gelinen noktada bu alana hala yeterince müdahale edilemediği, yöneticilerin hekimlere yönelik tutumlarından ve kızgınlığından da anlaşılıyor.

Yeni Bir Baskı Yöntemi

Bakanlık son düzenlemelerinin içinde yer alan “Sağlık Meslek Kurulu” buluşuyla, hekimlere ilişkin yürüttüğü baskı ve zor faaliyetinin bitmediğinin işaretini verdi. Mantık sınırlarını zorlayan Sağlık Meslek Kurulu, “Hekimlerin uzmanlıklarının elinden alınması, meslekten men edilmesi” gibi konularda karar hakkına sahip kılınıyor. Kurul öyle büyük yetkilerle donatılmış ki, bundan sonra varsa arabamızı evimizi almak, bizi kör sağır etmek ya da canımızı almaktan başka bir yaptırım kalmıyor geriye.

Her şeyin başı sağlık ama ne bizim ülkemiz ne de dünya, sağlık alanından ibaret değil. Siyaset sahnesinde pek çok oyun, giderek artan sayıda oyuncuyla oynanıyor. Mevcut iktidar yaklaşık bir buçuk yıl sonra yapılacak olan genel seçimlerde, bu sefer sağlık hamlelerini çok konuşamayacak görünüyor. “Bütün hastanelere gidebiliyorsunuz, sizi muayenehanelerden kurtardık, hekimleri dize getirdik” teranesi bu sefer tutmayacak.

Eğer hekimler, sağlık çalışanları olmasaydı, onlar için işler çok daha kolay olurdu. Ne yazık ki bu sağlık hizmeti bizler olmadan üretilemiyor. Baskıyı ve zoru artırdıkça, sağlık çalışanları ile “gönüllü” bir süreci yürütme şansını kaybeden Bakanlık, meslek örgütünü, sendikaları da sindirmek ve köşeye sıkıştırmak için elinden geleni yapıyor. Çünkü bu süreci, sağlık alanından çözecek ve değiştirecek olan dinamiğin “kamu hastane birliği” değil “sağlık çalışanlarının birliği” olduğunu, sağlık çalışanlarının tabip odaları ve sendikalar çatısında örgütlenmelerinin kendilerinin sonunu getireceğini gayet iyi görüyorlar.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler