Self-Mutilasyon ya da Bir Adım Öne Çıkın!

Tarih : 13 Kasım 2012

Self-Mutilasyon ya da Bir Adım Öne Çıkın!

 

Dr. Özden Şener

ATO Yönetim Kurulu Başkanı

 

Dünyada yaklaşık 20.000 üniversite bulunuyor. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nün bu yıl yaptığı çalışmaya göre İstanbul, Ankara, ODTÜ, Hacettepe, Gazi, Ege, Bilkent, İTÜ, Boğaziçi ve Sabancı üniversiteleri sekiz farklı sıralama sisteminden en az birinde dünyada ilk 500’e, yani % 2.5’luk dilim içine girmiş bulunuyor. Benzer durum tıp fakülteleri için de geçerli.

Buna karşılık, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik İndeksi’ne göre Türkiye 187 ülke ya da bölge arasında hala 92. sırada.

Burun kıvrılan, beğenilmeyen, hor görülen ve siyasiler tarafından küçümsenen Türk üniversiteleri için hiç de yabana atılamayacak bu başarının, 12 Eylül darbesiyle birlikte kurulan Yükseköğretim Kurulu’na rağmen gerçekleştirilmiş olduğu su götürmez.

Bugün köklü üniversitelerimizin tıp fakültelerinin dünyadaki bilinirlikleri, saygınlıkları yüksektir. Tıp fakültesi öğretim üyeleri arasında dünyanın tanıdığı, güvendiği sayısız bilim insanı bulunmaktadır.

92/187 sırasındaki bir insani gelişmişliğe sahip ülkenin üniversitelerinin –hadi olağanüstü demeyelim ama- bu beklenmedik başarısını nasıl açıklayalım, neyle izah edelim?

Acaba rektörlerin iki dudağı arasındaki öğretim üyesi atamaları izah eder mi bu başarıyı? Yahut bebeklerin kakasında, annelerin sütünde toksik madde saptadığını bildiren bilim insanlarını etik kurullarda yargılamakla açıklanabilir mi bu başarı? Keyfi rotasyonlar, görevlendirmeler, yargı kararlarını hiçe saymalar, bilimsel toplantılara salon yasağı koymalar mıdır başarının temelindeki ana faktörler?

Türkiye’nin üniversiteleri, tıp fakülteleri bugün dünyada saygın bir yerdeyse, bunu sağlayanlar en başta öğretim üyeleridir, öğretim elemanlarıdır; hatta öğrenciler ve tüm idari personeldir.

Öğretim üyelerinin de hataları, eksiklikleri olmuştur olmasına ve en acımasız eleştiriler de üniversite içerisinden, öğretim elemanlarından gelen özeleştirilerdir.

Üniversitenin adı gibi evrensel, gerektiği gibi her türlü baskıdan uzak ve bağımsız olabilmesi, kendi kararlarını alıp uygulayabilmesi; ülkemizdeki üniversiter sistemin gelişmesi, güçlenmesi ve daha başarılı olması için şarttır.

Bugün YÖK, “çağa ayak uydurabilmek” gerekçesiyle yeni bir yasa öneriyor. Yeni yasaya göre üniversite hayatta kalabilmek için büyük ölçüde kendi parasını kazanmak zorunda. Taslakta buna “öz gelir” deniyor. Bilgi üretmek üzere laboratuvara gireceksiniz ama bir kar zarar hesabı da yapmak zorundasınız. Zira üniversitenin, sizin kullandığınız fonun karşılığını bir şekilde alabilmesi gerekiyor. Türkiye hızla, tüm öğretim elemanlarının iş güvencesini yitireceği bir düzene doğru yol alıyor. Böyle bir düzen, üniversitenin sonu olur.

Bu bir self-mutilasyondur.

Unutun kendi emeğinizi! Unutun katkınızı! Koridorlarında, kliniklerinde, laboratuvarlarında geçirdiğiniz günleri, geceleri, oralarda bıraktığınız yılları unutun!

Fakültenizi, bölümünüzü, kürsünüzü nereden nereye getirdiğinizi unutun!

Hocalarınız, öğrencileriniz için, tıp fakülteniz, üniversiteniz için, bu ülkenin aydınlık geleceği için bugün bir adım öne çıkın!

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler