Havuz Problemlerinin Ötesi

Tarih : 09 Ekim 2012

Havuz Problemlerinin Ötesi

Dr. Selçuk Atalay

ATO Yönetim Kurulu Genel Sekreteri

Kamu Hastaneler Birlikleri (KHB) dönemi başlıyor. 1980’lerde başlamış “sağlıkta ticarileşme”  serüveni, kamu hastanelerini “işletmeleştirme” etabında bir hayli tecrübe kazandıktan, personeli de performans rejimine alıştırdıktan sonra, sağlık ticaretinin AVM’lerini kurmaya hazırlanıyor. 842 kamu hastanesini yönetecek 100 CEO (genel sekreter) seçilme sürecinde, son 10 yılda öne çıkmış, ileriye gitmiş, türlü pozisyon tutmuş ve kariyer yapmış dönemin aktörleri bir havuzun içine girdi. Sonunda kimileri üzüldü, havuz problemlerini çözebilen kimileri de sevindi.

Ankara’da kamu hastanelerinde hizmet veren, iktidar havuzlarına girmeyen/giremeyen hekimler süreci kaygıyla izliyorlar. Ama hepsi “kendi yağında kavrulacak” olan KHB’lerin yağının ne olacağını, kavrulacak olanın kim olduğunu gayet iyi biliyorlar.

KHB’nin bütçesini, performans hedefleri belirlenmiş genel sekreterler ve şürekası yönetecek. Sağlık ticarethanelerinin hedefi verimlilik ve kar olacak. KHB’ler kendi arasında karlılık oranlarına göre sınıflanacak. Sağlık Bakanlığı internet sitesinde, “Şu an hastanelerde hizmet veren diğer personel mevcut statüsünde çalışmaya devam edecektir” diyor. Bu cümlenin anlamı herkes için açık: Güvencesiz sözleşmeli çalışma bir sonraki adımdır.

Bakanlığın yasal düzenlemeleriyle çalışanlar yıllar içinde güvencesizleştirildi, parçalandı, otonomisini kaybetti ve ucuz emek gücüne çevrildi. Hastalar pazar yerine dönmüş sağlık ortamında, cebindeki paraya göre sağlık hizmeti satın alan müşterilere dönüştü. Türkiye sağlık ortamı sermayenin kar hırsına teslim edildi, piyasa batağına battı. Bir dönem bitti, ticarileşme, piyasalaşma politikaları sağlık ortamımızı değiştirdi.

Ancak açık ki mevcut ortam eskisinden çok daha büyük sorunlara sahip ve yeni gerilimlere gebedir.   Memnuniyetsiz ve kaygılı sağlık çalışanları, sermayenin sağlık pazarındaki kar hırsı ve rekabeti, sağlık bürokrasisi içindeki çekişme ve her geçen gün teminat paketi daralan, katkı payları yükselen yurttaşlar önümüzdeki dönemin sağlık alanını büyük oranda biçimlendirecektir.

Tüm dünyada uygulanan benzer politikalarla sağlık profesyonelleri emekçi saflarına geçerek mücadele ediyor. Türkiye’de de önümüzdeki dönem hekimler ve sağlık çalışanları “özgül orta sınıf konforlarını” giderek kaybederlerken tabip odalarında ve sendikalarda daha fazla örgütlenecekler. Sağlık bugün kapitalizm için kritiktir ve sermaye için de bir kapışma alanıdır. Ancak sağlık alanının yürüyeceği rota sadece sağlık alanının aktörleri tarafından belirlenmeyecektir.

Ekonomik krizi kucağında hazır bir bomba olarak tutan Türkiye,  dünyanın egemenlerinin icazeti/desteği ile ritmini her gün yeniden ayarladığı dansı sürdürüyor. Sosyal güvenlikte ve temel ekonomik verilerdeki sıkışıklığı zamlarla aşmaya çalışan iktidar,  bir yandan memlekette satacak yeni mal ararken, bir yandan tüm ayıplarını ancak örtecek savaş senaryolarını gündeme sokuyor.

Kendini sürdürebilmek için tekelleşmek,  emeği güvencesizleştirmek ve ucuzlatmak zorunda olan yerli ve yabancı sermayenin, emek hakkı, sağlık hakkı gibi tartışmalara tahammülü yok. O yüzden yasalar sermayenin akışkanlığı üzerindeki tüm engelleri kaldırmak için hazırlanıyor. Çoğunluğun hayret ve şaşkınlıkla izlediği, kurumların birer birer çözülme süreci (ordu, üniversite, yargı…)  yaşanırken, sermayenin birikimini her geçen gün daha da artırması tuhaf değil, aksine kapitalizmin yalın bir fotoğrafıdır. Bu fotoğrafta tüm emekçilere olduğu gibi sağlık çalışanlarına da baskı, zor artacak; emekçilerin kamplaşması, parçalanması için türlü yeni oyunlar oynanacaktır.  Önümüzdeki dönem belli ki zorlu ve sıcak geçecektir.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Arşivler