Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler

Tarih : 15 Mayıs 2012

Dr. Ebru Basa

ATO Yönetim Kurulu Üyesi

 

Siyasal bilimler alanında genel kabul görmüş bir değerlendirmeye göre Prens Sabahattin Türkiye’de liberalizmin kurucusudur ve bir geç dönem Osmanlı aydını olarak bugünün sivil toplumcularının da esin kaynaklarından biridir. Prens Sabahattin Jön Türklerin Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti çevresindeki liberal kanadıyla birlikte Ahrar Fırkasını kurmuş, Fırka 2.Meşrutiyetin ilan edildiği 1908’de girdiği seçimlerde İttihat ve Terakki Partisi karşısında başarısızlığa uğramış, 31 Mart ayaklanmasından sonra da kapatılmıştır.

Bize ne bunlardan diyebilirsiniz elbette ama Ahrar Fırkası’nın Türkiye siyasi tarihindeki ilk liberal parti olmak gibi bir ayrıcalığı var. Parti programında liberalizm, serbest girişimcilik, merkezi otoritenin yerel yönetimlere aktarılarak parçalanması ve bireycilik savunulmaktaydı.

Sermaye egemenliğinin günümüzdeki örgütlü temsilcilerine göre de serbest piyasa ekonomisi kadir-i mutlaktır, değişmez. Tam da bu sebeple devlet sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik alanlarındaki toplumsal sorumluklarından geri dönüşsüz biçimde vazgeçmeli, bu alanları piyasa aktörlerine terk etmeli ve maliyet “hizmet kullanıcısı paydaşlar tarafından üstlenilmelidir. Kurallı, güvenceli, grevli, toplu sözleşmeli emek rejimleri yerini esnek, güvencesiz, örgütsüz emek rejimlerine bırakmalı, işçi sağlığı iş güvenliği hizmeti özelleşmeli, sendikalar birer sınıf örgütü olduklarını unutup STK olmalıdır.

Liberallere göre devlet, yurttaşlarının temel toplumsal gereksinimlerini ucuza karşılamaktan da vazgeçmelidir. Koskoca devlet kundura ve pijama üretecek değil ya!

Bir de bakmışız ki kundura ve çubuklu Sümerbank pijamasının açtığı kapıdan hastaneler, sağlık ocakları, okullar, telekomünikasyon ve posta hizmetleri, madenler, su kaynakları geçivermiş. Yıllarca Türkiye’nin en yüksek katma değerli 500 büyük sanayi kuruluşu içinde yer alan TÜPRAŞ bile özelleştirilmiş. Beykoz kundura fabrikasının son derece kıymetli arazisine bir vakıf üniversitesi kuruluvermiş. Şaşkınlıkla izleriz ama artık iş işten geçmiş kamu varlıkları bir bir yağmalanmıştır.

Liberaller burada da durmaz..

Birden dikkatlerini kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları çekiverir. Günümüzün kahramanları işe koyulur ve “Türkiye’de Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin bir Reform Önerisi “ortaya atıverirler. Serbest piyasa ekonomisini başa yazarlar ve derler ki:

“Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının mevcut yapılanması çoğulcu demokrasi, sivil toplum, örgütlenme özgürlüğü ve rekabet bakımından çeşitli mahzurlar barındırmaktadır. Bu yapılar vesayetçidir ve bürokratiktir, İttihatçı zihniyetin, tek parti döneminin ürünüdür.”

Tanıdık geldi değil mi?

Liberal Düşünce Topluluğunun hazırladığı raporda söz konusu meslek kuruluşları adlı adınca serbest piyasa ekonomisinin etkili işlemesine engel yapılar olarak tanımlanıyor. Bu kuruluşların dernekleşerek lağvedilmesi, üye olma zorunluluğunun kaldırılması, kamusal görev ve hizmetleri üstlenmemesi öneriliyor.

Şakacı arkadaşlarımızın raporunda bir totoloji var: “…Oluşturulan ilk mesleki örgüt o alanda ‘ilk’ olduğu gibi aynı zamanda tekel olması nedeniyle o mesleği başka bir örgütün temsil etmesi mümkün olmamaktadır.”

Ve bir de şikayet var: “…Seçim sistemi nedeniyle yalnızca yönetim organı değil, denetim kurulları, onur/disiplin kurulları, delege sistemi uygulanan kuruluşlarda genel kurullar da yönetimi elinde bulunduran kesimlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla organlarda muhalefet grupları ve farklı görüşler yer bulamamaktadır.”

Hekimler özgür iradeleri ile iyi hekimlik değerlerini sandıktan zaferle çıkarabilirler ama  sandıktan “milli irade” çıkmadıysa olmaz o iş…

Sandıktan çıkan ilerici irade örgüt alerjisi yaratmaktadır; günümüzün Ahrarcılarını da bu örgütlenmiş ilericilik yenilgiye uğratacaktır.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler