Tarih, hekimler ve hava durumu üzerine…

Tarih : 02 Nisan 2012

Tarih 15 Haziran 2010. Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ı ATO Yönetim Kurulundan altı kişilik bir heyetle ziyaret ediyoruz. 5600 hekimin, yaklaşık bir ay önce oyları ile seçtiği temsilciler olarak Sağlık Bakanı’na hekimlerin itirazlarını ve taleplerini iletmeye çalışıyoruz. “Hekimler” diyoruz, bu seçimlerle “temel maaşlarının düşüklüğüne, emekliliğe yansımayan ve iş barışını bozan performans ücretlendirmesine, SGK’nın sürekli değişen düzenlemelerine, yükselen şiddete, idare/patron baskısına itiraz ediyorlar”. İş güvencesi, can güvencesi, gelir güvencesi talep ediyorlar. Hekimlerin dertli, hekimlerin kaygılı olduğunu anlatıyoruz kendisine.

Bu görüşmeden yaklaşık 1,5 yıl sonra, “halkın iradesini 120 bin hekime ezdirmem” diyecek olan Sağlık Bakanı o gün bize, hem halkın, hem de hekimlerin gayet memnun olduğunu, nedense sadece bizim memnun olmadığımızı söylüyor.

Biz, sağlık harcamalarının bu sistemde çok arttığını ve bu durumun, bir süredir içinde olunan ekonomik kriz de (dünya ölçeğinde içinden çıkılamayan durgunluk) hesaba katıldığında sürdürülebilir olmadığını, uygulanan sağlık politikalarının sahibi olan uluslararası sermayenin de buna izin vermeyeceğini anlatmaya çalışıyoruz. Sağlık Bakanı, hükümetlerinde bir para sorunu olmadığını, olmayacağını söylüyor.

Daha birçok konuda farklı düşündüğümüz bir kez daha ortaya çıkıyor. Ayrılıyoruz.

Tarih 14 Mart 2012. Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi salonunda ATO Başkanı’nın uzun süredir mail gruplarında dolaşan konuşmasının ardından kürsüye çıkan aynı Sağlık Bakanı kırgın, kızgın bir konuşma yapıyor.

Bakan, öğretim üyeleri ve kameralarla dolu salona konuşmasını, Türkiye’nin komşuları ile ilişkilerinin savaş dahil her türlü senaryoya gebe olduğu, vatandaşların ücretsiz olarak yararlanabildiği devlet hizmetinin sadece gözaltına alınma, hapse atılma vb. olduğu bir zamanda yapıyor.

Kindar ve dindar bir nesil yetiştirme hayalleri içinde giderek otoriter tutumunu kesifleştiren ve her türlü muhalif sese tahammülsüzleşen iktidarın, hayatlarımızın milimetrekaresine kadar müdahale etmeyi hak saydığı bir dönemin içinden geçiyoruz.

Türkiye tıp ortamında sağlık çalışanlarına yönelik şiddet almış başını yürümüş, performans/ciro baskısı hekimleri bezdirmiş, gelecek kaygısı artmış, ücretler düşmüş, mesleki bağımsızlık ve meslek onuru zedelenmiş… Hekimler artık sadece kaygılı değil, öfkeli!

Sağlıkta bahar havası bitmiş, vatandaş sağlık vergisi ödemeye başlamış, sağlık hizmetinin her aşamasında katkı payları vermeye başlamış… “Bizim para sorunumuz yok” denen yerde, sağlık hizmeti başından sonuna, her aşamasında ücretli hale gelmiş.  Sağlık bir hak olmaktan çıkmış.

Sağlık Bakanı kürsüde… Sağlık Bakanı “Ben” diyor, “En başarılı bakanlardan biriyim. Halk icraatımızdan memnun” diyor, bu ülkenin hekimlerine de memnun olmaları gerektiğini söylüyor. Şükretmemiz için bize ”asgari ücretle ev geçindirenleri” işaret ediyor. Bu ülkenin hekimlerine Sağlık Bakanı’nın göstereceği başka bir şey kalmamış. Yanında jet olup uçandan, bu dönemde mevki kapandan başkası kalmamış. İthal hekim meselesinin Bakan için öneminin bambaşka olabileceği geliyor insanın aklına. Belki ithal hekimler Sağlık Bakanı’nın yanında olurlar.

İçinde bulunduğumuz coğrafyada, sadece sağlıkta değil her alanda hava değişti. Kapısında ekonomik kriz bekleyen bir Türkiye’de insan hakkı ihlalleri, emekçilerin haklarının gaspı sıradanlaştı.

Verilen her türlü tavize ve garantiye rağmen, sağlıkta özelleştirmenin son buluşu olan kampüs hastanelerinin ihaleleri bir türlü tamamlanamıyor. Sağlık Bakanı’na artık sadece hekimler değil sermaye de güvenmiyor.

Sermayenin dinci gerici eli zayıflıyor, hekimler ve sağlık çalışanları mücadele etmeyi öğreniyor…  Tarih yazılmaya devam ediyor. Hava değişiyor, hava değişecek… Tarih bize bunu anlatıyor.

PaylaşShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Arşivler